Sunday, June 25, 2006

PARA İŞTE


En çok satan kitaplar listesinde haftalarca birinci sırada yer alan Freakonomics kitabının yazarı Steven Levitt, yaklaşık bir yıl önce New York Times'da, Yale Üniversitesinde yapılan çok ilginç bir araştırma hakkında ses getiren bir yazı yazdı. Yazının ve araştırmanın ilginç olmasının nedeni, bu araştırma para ve maymunlarla ilgili.

Keith Chen, Yale Üniversitesinde ekonomi bölümünde görev yapan bir profesör. Keith Chen'in araştırması, maymunlara, para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri, bizlerin yani insanların, para ile olan ilişkisini karsılaştırıp, çeşitli sonuçlar çıkarmak. Araştırma, Yale Üniversitesinin maymun laboratuarında başlıyor. Bu laboratuarda 7 adet capuchin maymunları, bir ana ve birçok küçük deney kafeslerinde, para kullanmayı öğreniyorlar. Para olarak, gümüş renkli, somun kullanılıyor. Süreç gayet basit. Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor. Bu maymuna para adını verdikleri somun veriliyor. Maymun öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına götürüyor. Bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor: elma, üzüm ve jell-o. Amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak. Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor. Araştırmacılar, maymuna elmayı vermeden önce, elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar. Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar. Maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar, en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor: fiyatlandırma. Bu yeni süreçteki amaç, maymunların, biz insanlar gibi rasyonel kararlar verip vermediğini bulabilmek. Böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jell-o'nun fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise bir somun yapıyorlar. Buldukları sonuç ise gerçekten ilginç. Maymunlar, deney sırasında, biz insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar. Parasını, en çok yiyecek alabileceği şekilde harcamaya başlıyorlar. Maymunlar, 1 somun verip, 2 dilim elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jell-o'ya tercih etmeye başlıyor. Buraya kadar her şey güzel! Günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp, aniden çılgına dönüyor. Paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, ana kafese fırlatıyor ve kendisini de ana kafese atıyor. Ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp, yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar. Levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçeklesen ilk "banka soygunu"(maymunun tepsiyi çalması) ve "hapishane kaçışı" (maymunun deney kafesinden, ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor. Bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyor. Olay biraz yatıştığı bir anda Keith Chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor: Erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında dişi maymun, erkek maymunun seks teklifini kabul ediyor! İşin ilginç yanı bu iki maymunun "işi" bittikten sonra, dişi maymun "kazandığı" parayı araştırmacıya getirip, bununla üzüm almaya çalışıyor. Chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk "fuhuş" olarak tanımlıyor. Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor.



Saturday, June 17, 2006

BİR UMUTTU


Gidenler gitti elimize baktık kalanlarla idare etmeye başladık,karasızlıkla giden ilişkiler zinciri,akşam ki konuşmalardan sabaha sadece flu cümleler kaldı,bir de muhakkak ki parfüm varsa teninin kokusu vesaire ama ne aradığını bulamadı bir türlü. Ne arıyordu kendi de bilmiyordu belki de aşk mı?heyecan mı?yoksa tutunabilecek bir dal mıydı?asıl aradığı,yoksa uyurken saçını okşayan babası gibi ona şefkatle yaklaşacak biri miydi? İşte o bu sorularla uğraşaduruken hayat akıveriyordu yanında ona sormadan “nasıl hazır mısın yeniliklere diye?” hep ayakta ve güçlü kalma mücadelesi vardı içinde yani bu bir tür iç savaştı içinde patlayan yavaş yavaş onu kemiren nereden kesip atılacağı bilinmeyen bir illetti üstüne yapışan. Ve artık karar vermek zorundaydı ya eskiye tutunup bir hayal aleminde yaşayacaktı ya da önüne çıkan yeni fırsatlara başlayıp ucundan tutacaktı yolu. Muallakta kalmaktı belki de onu yıpratan bu kadar ,duygularını bu kadar karmaşık hale getiren. İçinden çıkılması zor, sanki çözülmesi de bir o kadar kolayken, kendi kendini bu kadar zor hale getiren bu duyguları söküp atma kararının arifesindeydi ve sabahın köründe akşam birlikte olduğu adamı kollarından yavaşça süzüldü; ona şöyle son bir defa alıcı gözüyle baktı bu olabilir miydi acaba gerçekten aradığı ayaklarını yerden kesecek adam. Ve kabanını alıp çıktı dışarı sabah ayazında neredeyse boş İstanbul sokaklarında aklındaki karmaşık duygularla evinin yolunu tuttu. Yarı yolda bir durdu denize baktı şöyle deniz mavisi gözleriyle sanki güneşin doğuşuyla yeniden doğmuştu. Bir an “ben nerdeyim ne yapıyorum belki de bana mutluluk verecek adamı terk ediyorum “diye geri döndü üstünü çıkardı ve yatağa geri uzandı. Yolunu bulmuştu artık bu küçük kuş mutluluk buradaydı aslında ve o bu mutluluğu da elinin tersiyle itmeyecekti. Yeni romanlar yazılacaktı onun aşkı üzerine geçmişe bakıp ahhhh çekmek de neydi! Eee ne de olsa gidenler gitmişti onların yerini doldurmaktı amaç ve o da bu boşluğu doldurabilecek birini bulmuştu. Kalbinin ortasındaki delik kapanacaktı içinden geçen rüzgarın sürtünme gücünden etkilenmeyecekti artık,kalbi yanmayacak,karnı da ağrımayacaktı. Sana mutluluklar diliyorum küçük kuş umarım senin de kanatların kırılmaz…
SAYGILARIMLA

Friday, June 16, 2006

NE BIRAKIRSAK ARTIK


Duvarlar yıkıldı sınırlar kalktı ortadan, insanlar aslında gereksizliğinden emin oldukları tabuları konuşup yıkmaya başladılar tabu yok oldu sloganları, konuşarak çözmek aldı kavganın gürültünün yerini, bekaret sorunu,cinsiyet ayrımcılığı,gereksiz
aşklar, yağmalar, yıkımlar,akışlar,duruluşlar,dev dalgalarla gelen tsunami felaketi,uçak kazaları falan filan derken geldik bilmem kaç yaşına.
Çocuk olduk, ergen olduk, üniversite okuduk, iş güç sahibi olduk,yetişkin olduk yaşlılığa doğru giderken hayatımıza bir de aşk aldık. Aldık da iyi mi ettik bilmem ki yandık, kavrulduk, süründük, yıkıldık yeniden ayağa kalktık kimimiz evlendi(doğruluğu tartışılır) hayatının hatası olarak nitelendirdi bunu kimileri ise hayattaki en büyük şans olarak;kimimiz ise seçtik yine free yani bekar olmayı. Aslında öyle ya da böyle seçtik her birimiz bize en iyi gelen yolu aldık yükümüzü yürüyoruz ağır aksak adımlarla. Dolduruyoruz bize verilen hayat denen kredinin kullanımı farkında ya da farkında olmadan. Ve bir gün nihayete erdireceğimiz gün gelip de çattığında bu fani dünyada bıraktıklarımızla anılacağız .Bu belki bir yapı, belki bir eser,belki de bir çocuk olabilir ama ne olursa olsun bizden olsun biz olsun,biz koksun,biz gibi dursun dostlar bizi hatırlasın…
SAYGILARIMLA

Sunday, June 11, 2006

BİRŞEYLERE DAİR


Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapmalı
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını zamanın bir nehir, Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar,
Yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, Değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus"
dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli! Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Günesin doğusunu seyretmeli arada bir,seher yeli okşamalı saçlarını.Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yasamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü; hiç düşmemişsen,el vermezsin kimseye kalkması için,hiç Çaresizkalmamışsan,dermanıolamazsındertlerin;ağlamayıbilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için..
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın;hiçdeğilse,aynıhataları,aynıbahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi
bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı

Saturday, June 03, 2006

BANA GELDİ

ÇÜRÜK AHMET
Çürük Ahmet otuz iki avradı,
>>Kandırıp üst üste aldı boşadı,
>>Daha ilk celsede işi kavradı,
>>Hepsine bir sebep buldu boşadı.
Kırk kapıya dünür gitti nenesi,
>>Otuzunda avrat gördü sinesi,
>>Düşük çıktı Döne Kızı'n çenesi,
Dırdırdan usandı, yıldı boşadı.
>>
>>Neriman kör idi, Ayşe sağırdı,
>>Necmiye'nin eli biraz ağırdı,
>>Kezban geldiği gün ikiz doğurdu,
>>Bak şu işe dedi, güldü boşadı.
>>
>>Televizyon, radyo kendine kaldı,
>>Yatağı, yorganı Fadime aldı,
>>Sıra yerde duran halıya geldi,
>>Onu da ikiye böldü boşadı.
>>
>>Saymakla biter mi kafir'in suçu,
>>İmam nikahlıydı avradın üçü,
>>Sarılıp giderken Ayten'in göçü,
>>Ardından teneke çaldı boşadı.
>>
>>Hacıdan getirdi güzel Serap'ı
>>Veresiye aldı gidip şarabı,
>>Canından bezdirmek için arabı,
>>İçip içip eve geldi boşadı.
>>
>>Türlü derdi çeker iken Nezahat,
>>Üzerine kuma geldi Sebahat,
>>Üzülmedi öldü diye Nebahat,
>>İki rekat namaz kıldı boşadı.
>>
>>Bir şarkıcı kadın almıştı bardan,
>>Bütün köylü bıktı cazdan, gitardan,
>>Şikayet gelince Koca Muhtar'dan,
>>Babasına haber saldı boşadı.
>>
>>Avrupa'da geçti sekiz, on ayı,
>>Bir Alman kocadan aldı Helga'yı,
>>Ondan da kaçırdı Süleyman Dayı,
>>Elleri böğründe kaldı boşadı.
>>
>>Böyle evlat olmaz ben gibi erden,
>>Diyerek fırladı olduğu yerden,
>>Kopyalamış dedi komşu Ömer'den,
>>Hacer'in suçunu bildi boşadı.
>>
>>Nikah memurunun canına yetti,
>>İlçede evlenme cüzdanı bitti,
>>Beşini nikahsız idare etti,
>>Hepsini gönlünden sildi boşadı.
>>
>>Dokuz avrat daha aldı sırayı,
>>Rasim der ki, O da buldu belayı,
>>Boşayamaz denen Cadı Nuray'ı,
>>İnat için kendi öldü boşadı.