Tuesday, May 30, 2006

COMO ESTAS?



Hola yani hi yani hallo ya da tam tabiriyle yani bizim dilimizde merhaba. Yani anlayacağınız gibi isponyalca öğrenmeye başladım. Şu aralar kendim için yaptığım en iyi eylem denebilir. Türkten aldık ağzımızın payını döndük İspanyol asıllılara ya da Latinlere demek daha uygun olur herhalde. Yani olurda bir gün zorunlu olarak bulunduğum şu şehirden gidersem ki az kaldı son bir yıla girdim önümüzdeki yıl bugünler büyük bir heyacanla bekliyor olacağım önüme çıkacak yeni başlangıçlara ve kazıklara gebe günleri. Nereye mi gitmek istiyorum bana kalsa elbette memleketim İzmir amma velakin ne kadar mümkün bilemem,ya da en iyisi buralardan çok uzaklara gitmek olmalı yani gerçekten bulmak bir İtalyan,İspanyol ya da eskilere dönüp bakmak eskilere dönmeli o İngilize. Ya nasıl olsa kalmadı artık bir engel tamamen free olmuş durumdayım ne de olsa. Heyyyyy savunun ben geliyorum arkadaşlar yeni baştan başlamak için,yeni yokuşlar ve yeni mahvoluşlar için. Bu uzun süreç içinde emeği geçen ya da bir şekilde geçeçek olan herkese şimdiden teşekkürü bir borç bilirim.
SAYGILARIMLA

Monday, May 29, 2006

KARARTMA GÜNLERİ GEÇER GİDER


Ya ne oluyor çözemedim? Kızgın bir boğa gibi saldırdı bir anda. Sonra da insanca konuşmak oluverdi adı. Ya insan bi sorar nasılsın iyi misin? Öldün mü yaşıyor musun diye. Ha sonra dök içini ama önce görgülü ol dimi hani hep övündüğün ben böyleyim dediğin. Ya bu arada anlayamadığım çok önemli bir konuda var elbette o da niye bu kadar öfkeleniliyor. Ya çıkıp diyeceksin özlem ben seni hala seviyorum o yüzden dokunuyor bana diye ya da söylediğin gibi sevmiyorsan ki aksini düşünmem için bana bir sürü done verdin(bunu özellikle kullandım anlayana gitsin bu da) niye bu kadar sinirlendin ki. Ya noluyor hem ben sana bunu yapamazmışım niye sen hiç düşündün mü ki ben düşüneyim. Ve evet benim ki de bir kalpti,herkes hayatını yaşasınmış. Yaşanacak hayat mı buraktın ki bana bunu söyleyebiliyorsun hiç için acımadan. Ya uzun lafın kısası artık benim için üzülme çünkü ordan bile bi sürü dert açılabilir başıma korkuyorum artık,yıldım savaşmaktan,tutunduğum dalların elimde kalmasından,karşıma çıkanların pislik olmasından lütfen dehşet keyfim yerinde,kendimi mükemmel ötesi hissediyorum ve bunları yaşarken hayatımda bir erkekkkkkk yokkk yupppphyyyy. Ne kadar da güzelmiş oh be,gözyaşlarım artık içimde kalacaksınız ve sizi kendime saklıycam değmeyecekler için akmayacaksınız.Elifcim belki de sen haklısın akıllı beni bulmaz deli götümden ayrılmaz derken ama olsun nasılde söz “UÇMAYI SEVİYORSAN DÜŞMEYİ DE BİLECEKSİN,KORKARAK YAŞIYORSAN YALNIZCA HAYATI SEYREDECEKSİN” eeee peki biz korkuyor muyuz evet bağırdığını duyar gibiyim “HAYIR” diye.ne duruyoruz o zaman kanatlanıp uçalım düşelim yine canımız acısın bağıralım,bizi acıtanları biz de acıtalım. Herkes layığını bulur nasılsa

SAYGILARIMLA

Sunday, May 28, 2006

HAYALET OLCAKMIŞ BÖYLE İSTEDİ


Neyse nerden başlayacağınızı bilmediğiniz ama yazmanız beklenen kompozisyon sınavları vardır ya lise de işte bu öyle bir şey. Benden yazmam istendi ıkına sıkına yazdım gitti. Ne zormuş meğer sipariş üzerine yazmak demekten alıkoyamıyor insan kendini valla. Eeeee tamam kısa kes de yaz diyorsunuz ne anlatacaksan anlat bu kadar laf salatasına ne gerek var dediğinizi duyar gibi oldum ve evet hiç uzatmadan giriyorum konuya……..
Nasıl da ihtiyacım var aslında inanmaya,tutunup sarılıp yeni bir aşka bakabilmeye yeni en yeni umutlara. Kim mi vallahi ben de bilmiyorum. Adı Mert o da doğruysa eğer,bir gece nette çıktı karşıma. Kimdir? Nedir ?necidir,in midir?,cin midir?bilmiyorum o benim o nu hayalet sevgili olarak çağırmamı istiyor. Kim bilmiyorum ama takdire şayan bir sabrı var hala bana tahammülünü kaybetmedi. Ki ben ona etmediğimi bırakmadım,yine tık yok. Eeeeeee bükemediğin eli öpeceksin demişler ben de vazgeçtim onu yıldırma çabalarımdan baktım olmayacak çok kırıcı olmaya başladım bana göre değil. Bana kıyamayana ben hiç kıyamam ki. Özellikle bu akşam baktım bir yazı yazmış dayanamadım yüreğim cızzzz etti yapma kızım ya bırak kırma artık çocuğu dedim. Sen kazandın,artık daha ılımlı olma kararım vardır. Ve evet elbette bu arada bir de öğrenebilirsem kim olduğunu bir göresem rahatlıcam. Şüpheler zinciri kırılmış olacak,rahata ereceğim. Çık artık karşıma söylediğin gibi sen de kurtul ben de kurtulayım. Bana imkansız aşkım demişsin karşıma çıkmadan nereden bileceksin ki….. neyse uzun lafın kısası hangi cehennemdeysen çık karşıma dikil ben buyum işte de,yazdıklarını dile getir,bekliyorum. Ve bana bir daha aşık olabilir misin diye sormuştun ya neden olmasın hayat sürprizlerle dolu. Karaya vurmayacak bu gemi yeniden açılacak engin denizlere. Herkes üzerine düşeni alsın .
SAYGILARIMLA

Monday, May 15, 2006

HUZUR VE MUTLULUK


Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatciya büyük
bir ödül verecegini duyurdu. Yarismaya cok sayida sanatci katildı. Günlerce calistilar birbirinden güzel resimler yaptilar. Sonunda resimlerini saraya teslim ettiler. Kral tablolari bir bir inceledi. Yalnizca iki tablodan cok hoslandı. Ama birinciyi secmesi icin karar vermesi gerekiyordu. Resimlerden birisinde, sükunetli bir göl vardi. Göl bir ayna gibi etrafinda yükselen daglarin huzurlu görüntüsünü yansitiyordu. Üst tarafta pamuk beyazi bulutlar gökyüzünü süslüyordu. Resme kim baktiysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düsünüyordu. Diger resimde de daglar vardi. Ama engebeli ve ciplak daglar üst tarafta öfkeli gökyüzünden yagmur bosaliyor ve simsek cakiyordu. Dagin eteklerinde ise köpüklü bir selale cagildiyordu. Kisacasi resim hic de huzur dolu görünmüyordu. Fakat, kral resme bakinca selalenin ardinda kayaliklardaki bir catlaktan cikan mini minnacik bir calilik gördü. caliligin icerinde ise anne bir kusun ördügü bir kus yuvasi görünüyordu Sertce akan suyun orta yerinde anne kus yuvasini kuruyor... Harika bir huzur ve sükun. Peki ödülü kim kazandi dersiniz? Kral ikinci resmi secti. "Cünkü" dedi, "Huzur hicbir gürültünün,
sikintinin ya da zorlugun bulunmadigi yer demek degildir. Huzur; sıkıntılarin, dertlerin, sorunların icinde bile yüreginizin sükun bulabilmesidir. Huzurun gercek anlami budur." Mutlulugu yakalayabilen insanlar huzurlu olur. Mutlu olmayi bilmeyen insanlar hangi ortamlarda bulunurlarsa bulunsunlar bir türlü huzurlu olamazlar. Mutlu ve huzurlu olacagimiz günleri beklemeyelim. Huzuru ve mutlulugu yakalamak icin hizli adımlarla yürüyelim, hatta kosalim. Huzur da bizim elimizde, mutluluk da...


Bu yazıyı okuduğumda hissettiklerimi düşündüm ve belki sizi de etkiler diye koydum. Umarım beğenirsiniz. Huzur aslında elimizin altında mutluluk da bulup kullanmasını bilmek yeterli. Çok sevdiğm için mi bilinmez bir zamanlar tam bulmuştum derken düştüğüm karanlık nokta ve yine aydınlık. Anlayana anlatabildiğim kadarıyla……


Thursday, May 04, 2006

NİYET/KISMET


Minik farenin öyküsü
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.Kendi kendine"İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü.Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı."Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var !" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:"Zavallı farecik... Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve,"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpındı.Domuz anlayışla karşıladı ama,"Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok.Dualarımda olacağından emin ol" dedi.Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve,"Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi.İnek;"Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi.Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu.Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti.Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir,çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti.Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için Çiftçi ineği mezbahaya yolladı.Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise hepimizin aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım.Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız.

Tuesday, May 02, 2006

ZAMAN


Çok zaman önceydi.... O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı birşey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi,Diğer parcasına bugün,öteki parçasına da yarın.Sonra fesat karıştı zamana Ve insan bugünü unuttu.Dünü düsünüp pişman oldu,Yarını düşünüp telaşlandı;ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor,dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına,diğer eliyle düne yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan.Ve ne gariptir ki yarının telaşı da,dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
Can Dündar

BURADAYIM HALA


Yeterr artık sessizliğimi bozuyorum. Eeeee ne mi yapacağım tekrar yazmaya başlayacağım ne de olsa her gün bana yatırılmış olan saniyeleri tüketiyorum hayat denilen karmaşadan. Sonuç ne hiç. Niye mi bugün bilmem uzun zaman sonra dinlediğim ve beni bana getiren şarkı belki ama nedensizce yazıyorum işte. Yonca Lodi ‘Sana Bir Şey Olmasın’doğru be bana bişey olmasın daha neler yazacağım,ne aşklar yaşayacağım,ne maceralar geçecek başımdan,ne yalanlar dinliycem,ne kazıklar yiyeceğim daha dimi ama. Şimdi durup pes etmek olmaz,havluyu atamam henüz yere başkalrı mutlu olsun diye. Üzgünüm ama yine ayaktayım;çünkü güzel olan ne biliyor musunuz düştükten sonra üstünü silkeleyip daha sağlam adımlarla ilerlemek. Sizi seviyorum bana kötülük yapıp hayatımı karartanlar;çünkü sayenizde hayatın ne kadar şerefsizlerle dolu olduğunu gördüm. Benim sizin gibi işe yaramaz pisliklere de ihtiyacım varmış demek ki karşıma çıkıp hayatıma girdiniz,boşuna değildir heralde bu çekilenler. Ama çok mutluyum hepinizi tarihe gömdüm bütün acı hatıralarım gibi. Yeni bir hayat ve yeni başlangıçlar için yeniden merhaba dedim ve sonsuza dek elveda hüzün.