Wednesday, August 30, 2006

BİTTİ AMA


Evet acısıyla tatlısıyla(öyle denir ya)bir tatili daha bitirdik. Geri dönüş zamanı geldi çattı da içimden hiç gitmek gelmiyor da gitme zorunluluğu var işte. Güzel bir yaz geçirdim kafam rahattı en azından düşünmem gereken bir sevgilim yoktu. Ve bir sürü arkadaşım oldu ama maalesef buradan kalbim yine boş ayrılıyorum. Şimdi gidiyorum en yakın zamanda içimde tekrar buralara dönme umuduyla,Pazar Artvin deyim ve kaldığım yerden devam edeceğim.Hepinize mutluluklar.ve bu arada rock'n coke'tayım.Placebo var ya nasıl kaçar
SAYGILARIMLA

Wednesday, August 23, 2006

UNHAPPY HOURS


Canım çok sıkılıyor ama nedenini bilmiyorum,yani nedensizlik içinde neden arıyorum kendime. Ve son zamanlarda lanetlendiğimi düşünüyorum,özellikle de aşk konusunda. Ben hiç mi aşık olamayacağım acaba diye düşünmüyor değilim yani bu durumda düşünüyorum demek oluyor. Olaya neresinden bakarsam bakayım konuyu neresinden ele alırsam alayım boş bir kalbim var ve ne büyük bir tezattır ki ben deli gibi aşık olmak istiyorum. Acaba nerede yanlış yapıyorum ki! Karşıma çıkanların adam gibi adam olmamaları benim suçum mu ya da gerçekten bir eksiklik mi var bende benim çözemediğim onu anlayamıyorum. Geçen bir arkadaşımla konuşurken ona sordum”bende ne eksik sence diye”bana cevabı şu oldu “sende değil sana banklarda var o eksiklik diye” yani bu cevaba dayanarak sevinmem ve aslında eksikliğin bende olmadığını anlayıp daha bir sıkı sarılmam lazım olaylara ama bende o güç yok. Yani tekrar aşık olabilecek kadar yetenekli ve güçlü hissetmiyorum kendimi. Olayı mantığa dökeyim dedim yani bulayım birini ki denedim her şeyi mantıksal biçimde halledip evleneyim dedim olmadı. Bir gün iki gün baktım sıkıldım. Ortak muhabbet bile yok aramızda o kendi aleminde ben kendi alemimdeyim. Sonra vazgeçtim mantık falan bana göre değil. Ayaklarımın yerden kesilmesi lazım benim,ona bakınca gözlerimden aşk damlaları fışkırmalı,kalbim saatte 128.000 km hızla çarpmalı,falan filan and the fishmekan olmalıyım yani. Hayatımdaki durağanlık beş aydır sürüyor ve belki de daha çok sürecek ne zaman biter henüz kestiremiyorum. Çünkü henüz içimdeki aşk enkazları tam olarak temizlenmedi,moloz yığınları arasına yeni bir bina inşa etmek ne kadar doğru olabilir ki zaten belki de bu yüzden böyleyimdir.
Olsun bea bunlar da geçecektir elbet. Çıkmayan candan ümit kesilmez derler ya Allaha şükür yaşıyorum hala,sert ve dik duruyorum ayakta,yıkılmıyorum,yıkmıyorum,uslu ve ağır idame ettiriyorum hayatı. Belki de bir uçurumun kenarındayım ama korkmuyorum attığım adımlardan ve inadına gülümsüyorum hayata hatta kahkaha atıyorum uzaktakilerde duysunlar diye,birleştirsem buradan İstanbula’a yol olacak dertlerimi içimde tutuyorum bir gün karşılaşıp sahibine dökmek için içimi,kusmak için kinimi ve nefretimi ve sabırla bekliyorum bu devranın tersine dönmesini. Dünya çok küçük bir gün bir yerlerde karşılaşırız elbet ve bu sefer ben mutlu sen benim gibi.
SAYGILARIMLA

Friday, August 11, 2006

NEHİRLER GİBİ


Yaşamsal süreci değişir insanın çünkü zaman durağan değil ki hayatlarımızın her zaman aynı rutinde devam etsin. Bir sürü değişimler oluyor günden güne fark ettiğimiz ya da fark edemediğimiz. Mesela her gün biraz yaşlanıyoruz ama aynada her sabah yüzümüz bakıp “evet ya bu gün sanki bir gün daha yaşlı gösteriyorum” demiyoruz. Bunlar bizim istemimiz dışında ve farkındalığın çok ötesindeki değişiklikler.
Ama ben bugün farkında olduğumuz bizim onayımızla ya da mecburiyetten yapılan değişikliklerle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum;özellikle de benim hayat değişiklerimden….
Bunlardan birincisi ben artık eski ben değilim sanki bir şeyler eksik kalmış gibi,hiçbir şey beni tam olarak tatmin etmiyor. Ne dinleğim müzik,ne gittiğim yerler,ne eğlence(ki eskisi gibi değil dedim ya eğlence hayatım)ne spor,ne deniz ne bileyim işte bana sunulan imkanlar içindeki hiçbir şey.
Bir ikincisine gelince artık eskisi gibi hoş görünmüyorum. Bir süredir doktorun stresten olduğunu söylediği sivilcelerim,kışa göre ON kilo fazlalık(evet tam on kilo),bakımsız bir surat,rastgele seçilmiş kıyafetler(bir o kadar özensiz)falan filan and the fishmekan.
Evet üçüncüsü ve belki de en önemlisi artık kalbim bom boş. Bir aşkım,bir
sevgilim,bir erkek arkadaşım adı her neyse artık ondan yok. Ve olmamasına karşın aldığım bir karar var ki( belki de hayatımın hatasını yapacağım)ben evlenmeye karar verdim. Hayatıma yeni bir yön vermek için ve en önemlisi de artık kalp ağrısı çekmemek için. Takatım yok artık yeni yıkımlardan sonra ayağa kalkmaya. Huzur istiyorum,aşık olmasamda olur(ki oldum da ne oldu).
Ve bir başka büyük değişiklik taşınıyorum,özüme yani buralara dönüyorum,her ne kadar artık bazı sebeplerden dolayı bazı ilişkilerim eskisi gibi olmasa da ailemin yakınına geliyorum. Bir çok güzel ve çirkin anımı bırakarak geride 2000 km kadar uzaklaşıyorum yaşanmışlıklarımdan. Hepinizi çok sevdim iyi de olsanız kötü de,çünkü her biriniz benim için beni ben yapmak için vardınız…hoşçakalın
SAYGILARIMLAa

Monday, August 07, 2006

BİTİNCE


Uzaklarda olmak farklıdır. Hep uzak olursunuz,gittiğiniz yerler sizi içine öyle bir çeker ki unutur kalırsınız kendinizi o şehirlerde. Oradaki insanların içine karışır yeni kimliğinizi oynamaya başlarsınız. Bir süreliğine ertelersiniz bütün düşlerinizi sanki onlar sevdiklerinizle birlikte çok uzaklarda kalmıştır artık. Size düşen nedir peki bu durumda olabilmesi daha mümkün hayaller peşinde koşmak, mevcudu korumak,elindekinin kıymetini bilmek ve de olduğunuz yerde mutlu olmayı öğrenmek(bu en zor olanı). En güzeli siz bunları yapabilmek için çabalarken yanınızda bir dayanağınızın olmasıdır. Her şey daha bir çekilebilir daha bir kolay görünür gözünüze, gücünüz bitmek tükenmek bilmez , mükemmel bir savaşçı olup çıkıverirsiniz. Bir süre sonra etrafınızdaki insanların saygınlığını kazanmaya başlarsınız, aşkınız daha bir depreşir, korkularınız ve umutsuzluklarınızda tabi. Hele bir de imkansızlıklar içinde tıkanıp kaldıysa hayat… yollarda geçer hayatınız gidip gelmeler, telefonlarla, şarkılarla bastırmaya çalışır,görmezlikten gelme çabasına girersiniz. Problemin çözümüne nerden başlayacağınızı bilemezsiniz, o kadar çok yıpranırsınız ki bir gece gözünüz kararıverir sanki çektiğiniz acıların hepsinin intikamını almak için o anda hata olduğunu fark edemediğiniz bir eylemde bulunuverirsiniz, ve sonrası gelir. Bütün hayaller umutlar, mutluluklar tersine dönüverir, karın ağrıları başlar. O çok sevdiğiniz kişi bir anda sizin en büyük düşmanınız olmuştur, çektiğiniz acıların intikamını onun canını yakarak çıkartmaya çalışırsınız; ama onun canını her yaktığınızda sizinki iki kat daha fazla sızlar. Kolay mı biten aşk yoktur ki ortada; sadece kızgınlık. Ve onun gittiğini bile olmadık yerlerden öğrenirsiniz, yeni biri olduğunu hayatında öğrendiğinizde ise hayat bitiverir o anda, zaman durur, etrafınızdaki her şey tıkanır kalır. Ve söylemek isteyip de söyleyemediğiniz cümle tıkanır kalır boğazınızda “yalancı, hani ben son olacaktım” ve bir türlü çıkmaz çıkamaz içinizden bunu acısı. Ama bunu bir tek siz bilirsiniz, ve asla anlatamazsınız ki anlatsanız da ne değişir.
Aşklardan ve aşıklardan nefret ediyorum,özellik de birisinden…….
SAYGILARIMLA

Sunday, August 06, 2006

ERKEKLER AHHH ERKEKLER


Erkekler ne ister? Aslında bu soru hep kadınlar ne ister diye sorulup duruyor sürekli. Erkekler bir türlü kadınların ne kadar anlaşılmaz olduğundan şikayet edip dururlar,ve onları anlamanın ne kadar imkansız olduğunu savunurlar. Bu gerçek değildir aslında çünkü kadınlar anlamasını bilene göre çok kolay çözülebilecek bir problem gibidirler. Her zaman kararlı ve ne istediğini bilen, erkeklere göre daha güçlü (ki bunu hiçbir erkeğe kabul ettiremezsiniz) ve bir o kadar da istikrarlı varlıklarız biz. Bunu anlayabilmek için aşk adamı olmak gerekmez ya da işinizin aşk olması da. Sadece biraz insan olup karşınızdaki kadının ne söylediğini dinlemeniz yeterli.
Peki ya erkekler oların ne kadar kararsız ve anlaşılmaz olduğunu unutmayalım. Hiçbir zaman elindekiyle yetinemezler gözleri hep dışarıdadır.(evli bile olsalar) Ama buna rağmen karşısındaki kadından sürekli bir sadakat beklerler hangi yüzle bu da bilinmez tabii. Ha bir de erkelerin söylenilen her cümleyi yanlış anlama ya da kendi kafalarındaki paranoyaların yardımıyla yeniden yorumlama kabiliyetleri vardır onu ben pek çözemedim,beni geçelim ki zaten ne kadar tecrübem var da sorduğum kimsenin de anlamamış olması biraz tuhaf. Yani bir gün telefonda bir erkeğe “senden nefret ediyorum. Bana sahip çıkamadın” dediğinizde sizin anlatmak istediğiniz aslında bu ilişkinin bittiğine ne kadar pişman olduğunuzu ve karşınızdaki insanın size göre sizin kadar çaba harcamadığı için ona duyduğunuz kızgınlıktır. Ama bir erkek (ya da bazı takıntılı erkekler)bundan benim hayatımda başka biri var gibi bir anlam çıkarırlar. İşte erkeklerin kadınları anlayamadığının en büyük göstergelerinden birisidir bu. Unutmamalı ki bir kadın ve bir erkek ilişki bittiğinde farklı duygularla hareket ederler. Erkekler teselliyi başkalarında ararken kadınlar bunu yapmazlar;çünkü biz erkeklerden daha bağlıyızdır eski ilişkilerimizde yaşadığız duygulara. Bu bir yıl da sürer daha da uzun. Ayrıca yıpranmış duygularıyla hiçbir kadın başka bir erkeğe tam anlamıyla bir mutluluk veremez,biraz toparlanma,kafasını dinleme ihtiyacı hisseder aynı bir hastanın nekahat durumudur bu dönem ve öyle de çabuk iyileşmez o açılan yaralar.

Erkeklerle ilgili anlaşılmaz olan bir başka konu ise kıskançlıktır. Her ne kadar kıskanç olmadıklarını söyleseler de aslında gerim gerim gerilirler kıskançlıktan. Bunun nedenini onlara sorsanız karşısındakine güvenememeleridir ki olayın içyüzü kendilerine olan özgüvensizlikleridir aslında. Bu erkekler son derece modernmiş gibi görünürler ki bilmezler modernlik giyimle kuşamla,dinlediğin müzikle,altındaki arabayla ya da arkadaş çevresiyle olabilecek bir durum değil. Bu kişiler doğu kültürüyle yetişip batılı olma özentisi içinde yaşamlarını idame ettiren her iki sentez arasında sıkışıp kalmış arada kişiliklerdir. Her zaman kendilerinde olmayan ve bunu bir türlü elde etmeyi başaramamış meziyetleri kendilerinde varmış gibi anlatırlar.(üniversite mezunuymuş gibi davranmak bir örnek teşkil edebilir anlayana) Ve bu tipler toplumda kolay kolay hiçbir şeyi beğenmezler sanki kendileri her şeyin en iyisine sahiplermiş gibi. Ama unutmayın ki elinizdekiyle yetinmeyi bilmelisiniz yoksa dimyata pirince giderken elinizdekinde olursunuz ki oldunuz. Herkes üstüne düşeni bulup çıkarır.
SAYGILARIMLA