Saturday, October 27, 2007

ERKEK DEDİĞİN...


BÖYLE BİR ERKEĞE SAHİP OLAN NE KADAR ŞANSLIDIR DÜŞÜNSENİZE...ALLAH HERKESE NASİP ETSİN :)
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak.Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin kadar düşünecek.Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek.Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin,o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek. Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek. Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle,sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.Erkek dediğin,sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.Ruhunu okşama sini bilecek.Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek.Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.Kayıtsız olmayacak senin bütün zerafetine karsı.Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aksin karşılığında
küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek.Sadece kendi caninin istemesine bağlamayacak her şeyi.Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak.Cesur olacak cesur.Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.Erkek dediğin aşkına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi se vişecek.Koyun gibi yatmayacak, bir an önce su is bitse demeyecek.Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki Opusun tek sebebi şehvet değildir.Erkek dediğin aldatmayacak. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin.Aldatıyorsa sevmiyor demektir.Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...Zeki olacak. Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek.Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmaşasını bilecek, o hamura kendisi katmasını da.Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.Namussuzluğunu,ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken
kullanacak.Yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.Erkek dediğin önce sevecek.Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa.Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de.Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi,vefakarlığı, fedakarlığı...Erkek dediğin seni koruyacak, kuşatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.Pısırık olmayacak erkek dediğin.
Erkek dediğin erkek olacak güzelim.Seni sadece sen olduğun için sevecek.Parayla pulla, kariyerle, güçle,kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.
SAYGILARIMLA...

Monday, October 08, 2007

BELLİYDİ ZATEN

RESİMDE GÜLEN GÖZLÜKLÜ BENİM AMA ŞU ANDA GÜLEMİYORUM...
Hayal kırıklığı benim ki hem de anlatılması çok güç.Belliydi benim mutluluğumun sahte olduğu,yıkıldım.Ne hayallerle çıkıyorsunuz yola ama bir baköışsınız ki terse pors olmuşsunuz.Hiç sevmemiş beni bunu anladım,bu arada insan resimlere tekrar tekrar dikkatlice bakmalı,kimin yanında kim duruyor.Ya üç maymunu oynar mutlu olursunuz ya da benim gibi bombok.Buyrun neresinde iserseniz orasından yiyin.Çok isterdim gaddar olabilmeyi hem de çok.Sevdiğime geçmeyen dişlerimi geçirebilmeyi,telefon çaldığında gözlerimden mutluluk okunmasını isterdim ama bugün sadece hüzün var.Canımdan çok sevdiğim adam beni terk etti ama belliydi ki belki de bu son ben göremedim.Ki daha cumartesi gecesi oturup evlilik planları falan yaparken.Beni böyle yüzüstü bırakmasının vardır bi nedeni elbet o amaçsız iş yapmaz hele beni asla ve kata boş yere bu kadar üzmez.Geçirdiğim en bombok gündü belki de ama şunu düşündüm ben burda kahrolurken o napıyordu???Naptığı belli takmıyordu,insan ölse sinirinden ve öfkesinden bi kee de olsa o kadar mesaj ve çağrıya bi kere bile olsa dönerdi.Dedim ya sevgi gerçek olmalı hem de en hasından ve harbisinden.Benim üzülmem zevk mi verir yoksa...Allah bana sabır versin hem de en büyüğünden.Demek ki benim sevgimin bir anlamı yokmuş farklı maceralar aramadığım için,çok sevdiğim ve bu kadar çok değer verdiğim için değersizim ben senin gözünde dimi aşkımmm.
SAYGILARIMLA....

Sunday, September 23, 2007

AŞŞKKKKKK


Ben belki de hayatımın en mutlu hafta sonunu geçirdim. İstanbulun bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim hiç. Vapurla karşıya geçerken sevgilinin sıcacık ve şefkatli kollarında olmanın mutluluğu,taksim de alışveriş yapmaktan yorulmanın bu kadar keyif vereceğini aklımın ucundan bile geçiremezdim belki de. Ama bu hafta sonu bunu resmen kanıtladım. Çay içmek bile bu kadar güzel olmamıştı hiç. İnsanın yatağında onu sevgiyle kucaklayan kolların beklediğini bilmek insana bu kadar mı huzur verir. Sabah uyanır uyanmaz sevdiğin adamı görmek,onun öpücüğüyle uyanmak ne güzel bir haz anlatılması imkansız resmen. Ben hayatımın erkeğini buldum sanırım bu güne kadar neredeymiş bilmem ama artık benimmmmmmmmm. Valla kim ne derse desin aşk başka bişey insanı canlardırıyor,uyutmuyorkısacası yeni bir sen yapıyor. Tabi bunda benim aşkımın gerçekten adam gibi adam olması da çok ama çokkkkkk önemli.
Canım aşkım sen şu anda yoldasın keşke daha çok kalabilseydin,sana doyamadan gittin. Ama Allah yolunu açık etsin. Güle güle git ki tekrar koşa koşa gelebilesin bana. Bayramı dört gözle bekliyorum….

SENİ SEVİYORUM BEBEĞİM.

Wednesday, September 12, 2007

eeee BEN AŞIK OLDUM ama.........


Bir süredir hiç bişey yazamamış olmamın nedeni yeni hayatımın hazırlıkları. Evet yeni haytım diyorum çünkü ben 15 günlük çiçeği burnunda İstanbulluyum. Ya henüz hiç bişeye alışamasamda,sürekli yanlış yerlere gidip kaybolsam ya da durakları kaçırıp ta tuzlaya kadar gidip geri de dönsem seviyorum burada olmayı. Özellikle evimin camından denizi görmeyi,martıların sesini duymayı,aşağıya indiğimde Kadıköy iskelesindeki o dehşet kalabalığı biyerlere koşuştururken izlemeyi,balık ekmek yemeyi,Taksim Nevizade’de bira içip eğlenmeyi,Ortaköy’de kumpir artı bi de boğaz turu yapınca iyi ki de yerleşmişim diyorum buraya. Ama bu kadar güzellikleri varken bir şehrin bu kadar da ürkütücü olması ne tuhaf değil mi! Mesala gece belli bir saatten sonra dışarıda yalnız olmak insanın içini ürpertiyor,ya da sokakta gündüz de olsa kapkaçcı tehlikesi,saatlerce otobüsle gidilen yollarda ayakta kalmak,nereye giderseniz gidin sıra beklemek zorunda kalmak… bunlar da bi kaç dezavantajından biri… ama ne tuhaftır ki ne olursa olsun içine alıyor bu şehir sizi sanki yavaş yavaş ve sinsice esiri ediyor gibi. Ve işin tuhafı siz bunun farkında olsanız da hoşunuza gidiyor hiçbir tepki vermiyorsunuz.
Neyse esas benim anlatmak istediğim farklı bir değişiklik var hayatımda bir süredir. Sanki hayatım boyunca aradağım kişiyi bulmuş gibiyim,ve bu güne kadar onsuz geçen zamana acıyorum. O kadar yanlış tercihimin üzerine gelen doğru kararım canım aşkım. Her ne kadar şu anda yan yana olamasak da benim kalbim,ruhum ,bedenim yani her zerrem seninle birlikte. Ne zaman telefonum çalsa midem gıdıklanıyor,kalbim çalkalanmaya başlıyor. Şu sıralar seninle yatıp seninle kalkıyorum,aklıma her geldiğinde yüzümde tuhaf bir gülümseme beliriveriyor,sanki gençleştim,yenilendim gibi. Bunca zaman sen nerelerdeydin,kiminleydin bilmiyorum ama hayatıma aniden ve olmadık bi şekilde girip kalbim oluverdin.Ve iyi ki de oldun. Ben sende tekrar can buldum sanki. Seninle her şekilde her şeye varım bebeğim ve istediğin her yerde seninle hayatımı geçirebilirim. Canımsın,ruhumsun,bitanemsin….

SENİ SEVİYORUM AŞKIM…HEM DE ÇOKKKK…..

Sunday, August 19, 2007

KARAR TELEFONU


İşte bu telefon konuşmasndan sonra hayatımda bazı önemli kararlar aldım.Yapamadığım aklımı çok karıştıran bir sorunun çözümü beliriverdi kafamda.Bana değer veren kişiler olabilir,her ikisi de beni sevebilir ama eğer onlardan bir biraz daha üste geçerse karar verme kolay olur.Benim hayatımda artık bana değer verenlerin yeri var. Gerisinin a.q...İSTANBUL bekle beni son 13 gün,geliyorum...

SAYGILARIMLA

Thursday, July 19, 2007

KÖPRÜLERRRR


Neden insanoğlu hep riyakar,ve neden bizim ilişkilerimiz hep köprüye dayanıyor. Ama bu köprüler birleştirenleri değil de hep çıkarları temsil ediyor hayatımızda. Herkes aranılan ve beğenilen insan olma çabasına girmiş,her şey bişeyleri elde edene kadar önemli. Elde etmenin değil de onu aynı şekliyle muhafaza etmenin önemini ne zaman anlayacak bu çıar çatışmalarında yanıp kavrulan insanlar. Belki de ben bile bu satırları yazarken boşuna yazdığımın aslında farkındalığından haberdar azimle devam ediyorum. İşte konu illaki şuraya geliyor herkes bildiğini okur. Yani biz ne dersek diyelim köpek b.. yemekten orospu da s…..ten vazgeçmezmiş.

SAYGILARIMLA

Friday, July 06, 2007

MURADINA ERDİN Mİ!


Ögrenmek için zaman gerekir... Sabir gerekir... Ustalari izlemek gerekir.
Dünya hizlandikça zaman kisalabilir, ama ögrenmenin esasi degismez.
Çin'de ve Hint diyarlarinda yüzyillardir anlatilan bu hikâyede de konu,
ögrenmenin degismeyen esasidir...


Genç bir adam, degerli taslara ilgi duydugundan bu isi yapmaya karar vermis...
"Bu meslegi yapacaksam, iyi bir mücevher ustasi olmaliyim" diye düsünmüs, ve
ülkedeki en iyi mücevher ustasini aramaya baslamis. Sonunda bulmus da. Yanina
varmis, ve bir süre bekledikten sonra usta tarafindan kabul edilmis.
-Anlat, demis usta. Dinliyorum...
Genç adam anlatmaya baslamis; taslara ilgi duydugunu, ve iyi bir mücevher ustasi
olmaya karar verdigini heyecanla anlatmis. Yasli usta sesini çikarmadan genç
adami dinlemis. Sözleri bitince de ona bir tas uzatip;
-Bu bir yesim tasidir, dedikten sonra genç adamin avucuna tasi birakmis ve
avucunu kapatmis.
-Avucunu aynen böyle kapali tut, ve bir yil boyunca hiç açma. Bir yil sonra
tekrar gel, demis. Saskin saskin suratina bakan genç adama;
-Haydi simdi güle güle, diyerek oturdugu yerden kalkmis ve odadan çikmis.
Genç adam evine dönmüs. Kendisini merakla bekleyen annesiyle babasina neler
oldugunu anlatmis. Anlattikça da kendisine çok anlamsiz gelen bu hareketi ve
soguk konusmasi nedeniyle kizdigi ustaya olan öfkesi artiyormus. Günler geçmeye
baslamis. Genç adam sürekli söyleniyor, ama avucunu hiç açmiyormus.
"Nasil böyle budalaca bir sey yapmami ister. Bir de ülkenin en iyi mücevher
ustasi olacak... Bu saçmaliga bir yil boyunca nasil katlanacagim, böyle bir
eziyetle nasil yasarim. Bu ne biçim ustalik... Ustalik kaprisi yapacaksa, bari
basindan yapmasaydi..."
Devamli söyleniyor, her önüne gelene ustadan yakiniyor, ama avucunu hiç
açmiyormus. Avucu kapali uyuyor, bütün islerini diger eliyle yapiyormus. Ve bu
duruma da giderek alismaya, diger elini çok rahat kullanmaya baslamis.
Yattiginda da, yanlislikla avucu açilip tas düsmesin diye hep yari uyanik
uyuyormus. Böylece bir yil geçmis. Her günü zorluklarla dolu, her gecesi de
yarim uykuyla yasanmis bir yil tamamlanmis.
Ve o gün gelmis...
Genç adam tam bir yil sonra, büyük ustanin karsisina çikmis. Usta, bir süre
beklettikten sonra yanina gelince, genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun, bu
sinavi basariyla tamamlamis olmanin verdigi gururla elini uzatip avucunu açmis
ve:
-İste tasiniz, demis. Bir yil boyunca avucumda tasidim, simdi ne yapacagim?..
Yasli usta sakin bir sesle cevap vermis:
-Simdi sana bir tas daha verecegim, ve sen onu da ayni sekilde bir yil boyunca
avucunda tasiyacaksin...
Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmis, bagirip çagirmaya baslamis.
Yasli ustayi bunaklikla, delilikle suçlamis... Mücevher ustaligini ögrenmek için
gelen genç bir insana böyle eziyet ettigi için, hasta oldugunu bagira çagira
söylemis...
Genç adam böyle bagirip çagirirken, yasli usta, ona hissettirmeden bir tasi
avucuna sikistirmis.
Öfkeden yüzü kipkirmizi olan genç adam, bir yandan bagirip çagirirken avucundaki
tasi hissedivermis. Durmus... Tasi söyle biraz daha sikmis... Sonra heyecanla
söyle demis:
-Bu tas...
BU TAS YESİM TASI DEGİL Kİ USTA!..
..ve final
Masal bu kadardi...
Anladik degil mi her birimiz;
Tasin degerinden önemlidir, dokundugumuzu hissedebiliyor olmak...
Ve hatirladik degil mi her birimiz; avuçlarimizda degerli taslar oldugunu...
Aman!.. Sakin açmayin, süreler dolmadan...
Benim de açmadigimi biliyorsunuz;
"Düsmeyeseniz diye" avuçlarimdan!..


DÜN GECEKİ BİR KONUŞMA ÜZERİNE YAYINLADIĞIM BANA AİT OLMAYAN BİR HİKAYEDİR.CANIM O YOĞUNLUKTA Bİ DE SANA HİKAYE Mİ ARATAYIM AL İŞTE,BEN YAPARIM DEMİŞTİM SENİN YERİNE...

SAYGILARIMLA

Wednesday, June 27, 2007

NEFRETİMLE EŞDEĞER


İnsan hayatı karmakarışık. Bir yanda kavgalar,bir yanda savaş,açlık,felaket,ihanet derken bunların dışında ve çok uzakta ama aslında bir o kadar da yakında beliriven aniden yeşillenen aşk var insan hayatında. İnsanı alıp diyardan diyara gezdiren,imkansızlıkların önünü tutan,hayatı güzel yapan,insanın içinde ateş böcekleri uçurtan,kalp atışlarını hızlandıran yani kısacası yaşama yeniden ve daha güçlü bağlayan bir duygu AŞK. Tutar yapışır kolunuza,esiri eder sizi,tıkanıp kalır mantık,kalp girer devreye hayat bulur tende. Ve siz bu karmaşa içinde ordan oraya savrulurken bir de bakmışsınız ki aşıksınız hem de sokak köpekleri gibi umarsızca. Ömrünüzün en uzun,ve belki en kısa ya da ayrımına bile varmaya fırsat bulamadığınız bir yolda başlarsınız koşmaya son hızda. Saatte yüz yirmi sekiz bin kilometre hız yapsanızda siz yol bitmek bilmez bazen kavuşamazsınız aşkınıza,mesafeler girmiştir araya,lanet eder durur yürek ama aşk var ya serde her şeye göğüs germeye değer bu bedende.
Aynı senin bana yaşattığın, elimden tutup kavradığın ,bana sıkıca sarılıp bana her şeyinle teslim olduğun gün öğrendiğim,içine tamamen düşüp neden seni daha önce tanımadığıma lanetler yağdırdığım,hayatımda seninle anlam bulan ve var olan bir duygu aşk benim için.
Ve en garibi de birdenbire ve apansız çıkıverdin karşıma. Umutlarımın tükenmesine beş kala,uçurumun tam kenarında,fırtınanın ortasında,aşk özlemiyle yanıp tutuştuğu,hülyalara daldığım bir anda, hayatıma giren kadın demiştim ya moloz yığınları kalkar ama zaman alır,bitti enkaz temizliği yemyeşil topraklar üzerinde kocaman bir saray kurdurdun bana. Keşke varlığın hep baki kalabilseydi hayatımda,ellerin,güzel ve anlamlı gözlerin bana yön verseydi,varlığını hissedebilseydim ta ki sonuna dek hayat denen bu karmaşanın içinde. Çok denedim,kendimle ve duygularımla savaştım,hatta çevremle,aynalarda kendimden tiksindim,inadına seviyorum diye haykırdım,intikam ateşi kapladı bütün yüreğimi,benliğimi ve ruhumu,aldattım,senin bana yaşattığını yaşatmak için,her yapışımda kendim yandım senden çok,denedim silip atmayı her şeyi kalbimden ve beynimden olmadı; olamadı. Kaldıramadı bu harab ve bitap kalp bu kadar sancıyı ve sarsıntıyı,ağır geldi ihanetin acısı aşkın gücünden. Sevişirken,elini tutarken,ya da seninle konuşurken içim yandı tam 1,5 yıldır ve belki de hayatımın en acı ama en iyi olabilecek,benim beynimdeki kurtların işini en aza indirgeyecek kararı verdim. Seni ve aslında bizi bitirdim resmiyette. Belki de kendi ipimi çektim ama her gün ölüp ölüp dirilmektense bir kere ve tam; adam gibi bütün gururumla ve haysiyetimle ölmeyi seçtim ben gülüm. Seni göremediğim gün belki sonum olur derdim ama senin ihanetin bizim sonumuz oldu. Kahpelikler içinde ve ruhlarımızın orospulaştığı bu yaşamda, senin saflığın kalmalıydı be gülüm hep kalmalıydı bu …..lının kalbinde,bilirsin nasıl sevdi bu can seni,taptı,taç yaptı bu gönlüne. Değer miydi be gülüm anlık zevkler için bir ömürlük mutluluğun köprüsünü yıkmaya değer miydi….
Neyse; uzun lafın kısası hal böyleyken ve bunları yaşarken ben karanlığımda, bugüne kadar bana kattığın ve verdiğin her türlü yardım ve destek için sana hayatım boyunca müteşikkir olacağım. Unutma senin arkanda adamın hep olacak sen orada olduğunu görmesende hissedeceksin bebeğim,bende hep kalacaksın,hayatımın bir yerlerinde olacaksın hep,akşamları baktığım gökyüzünden sana yıldızlar göndereceğim her ne kadar sen fark etmesende. Yokluğun bana çok zor gelecek,içim çok yanacak,kalbimde açılan delikten geçen rüzgarlar sürtünecek ve ben iç yangınları içinde hatırlayacağım seni,belki yüreğim bir kez ya da bin kez daha yanacak seni her düşündüğümde,ve sana saklayacağım kalbimden aşkınla erittiğin yağları,ta ki can bulana kadar tekrar senin bedeninde. Mutlu kal,dik ve sağlam dur hayata karşı,korkma,ve hep benim arkandaki varlığımı anımsa. Unutma günün en karanlık zamanı şafaktan önce yaşanır bebeğim.
Beni benden alan gülüşün senden hiç eksik olmasın. Hoş kal hoşça kal imkansızım….

SENİ SEVİYORUM……….

Sunday, June 24, 2007

SANA SAYGI DUYUYORUM AMA....

Ya insan herşeyi kaldırıyor da bazen salak yerine konulmayı kaldıramıyor. Herkes kendini pek bi zeki sanmaya başlamış memleketimde. Eee kolay değil tabi azıcık bişey sahibi oluverince 3500 mt.tavan yapıyor insanların popocukları. Erkeklerin en nefret ettiğim özelliği gerçeklerle yüzleşme korkuları. Karşısına çıkan kadın ondan zeki ise ve kendinin baş edemeyeceğini anladıysa hemen kaçmaları. Yurdum insanı aç,doymuyor ki. Düşünme organlarıyla üreme organlarının yerlerini karıştırmışlar resmen. Anı yaşamaktan kasıtları tamamen aptallık,yani ben seninle işimi göreyim sonra hoşça kal. Neymiş efendim saygı duyuyormuş. Ben buna saygı değil çok farklı bişey derim. Tabii bunu anlamak için ELİF olmak lazım dimi,özlem ya da bir başkası anlayamaz. Elif kadar salak olacak insan…. Başında binlercesiyle dolanacak ama elif olacak. Birden yurtdışı seyahati çıkacak mesala,kırmızı ışıkta geçecek,dalaşacak,sonra senin çektiğin resmi silecek falan filan… benim kimseye boynum eğik kalmaz kalmadı kalmayacak da. Canınız cehenneme beyler siz aklınızın çalıştığı tek şeye devam edin,Allah kolaylık versin. Hakkımız falan da varsa bin kere haram olsun bu dünyanın bir de öbür tarafı var. Anlayana tabi……
Not: bir örnek resim koyardım ama yok ki,belki de isim versem herkes daha çabuk ulaşır.

SAYGILARIMLA

Wednesday, June 20, 2007

GAMZEDEYİM;DEVA BULMAM


Ne kadar zor bir durumda olduğunuzu fark ettiğinizde belki de dönüşü olmayan bir seçim yapmışsınızdır. Hayatınızda sevinseniz mi,üzülseniz mi belli olmayan durumlar vardır ya bazen; işte bu benim şu anda hissettiklerimle eşdeğer. Bir süredir yaşadığım yerden ve tanıdıklarımdan ayrılacak olmanın üzüntüsü ve kendi isteğimle çıkan tayinim. Şimdi ben ne edeyim bu evde geçirdiğim son iki gece sanırım…O kadar çok bilir ki şu evin duvarları,yalnızlığımı,üzüntümü,sevincimi,aşkımı,gözyaşımı,kavgalarımı,korkularımı yakından görüp tanık olan açık renkli, saten boyalı duvarlar. Ne zaman nerde,kimle ve nasıl olurum bilmiyorum ama burada yaşadıklarım hep bende kalacaklar. Üzüntü,acı ve kötü anılarımı çıkarken salacağım Çoruh nehrine ki aynı hızda akıp gitsinler, ve arkama dönüp belki de gözyaşları içinde son kez bakacağım yukarı doğru uzanan bu şehre. Bir daha yolum düşer mi bilinmez ama burada çok sevdiğim sıkı dostlarımın olduğunu bilmek belki de çeker beni buralara bir turist gibi.

Özlem canım arkadaşım hakkını nasıl öderim bilemem,bana yaptıklarını asla unutmayacağım. Günlerdir bana kızgınsın gidiyorum diye çok sevindiğim için,ama anlayacak tek kişisin benim kaçma sebebimi. Ve hani ağlamayacağım demiştim yaaa şu anda yanaklarımdan süzülen damlalar beni yalancı çıkardı. Ve tabi Huriye,Elif,Aylin siz de hakkınızı helal edin çok eziyetimi çektiniz. Ve bayram sevgili özlemin eşi seninde bana yaptıklarını asla unutmam sadece ben değil bizim gezgin kuşlar da unutmazlar ve sevgili Emrecim umarım annenin yüzünü kara çıkarırsın ve çok başarılı olursun,her zaman senin özlem ablan var biyerlerde nerede olduğunu sorarsan arada bir gökyüzüne bak ben sana parlayan bir yıldızla el sallıyor olacağım. Hepinizi çok seviyorum her şey için çok ama çok sağolun. Ya ne zormuş ayrılmak özlem çekmek. Belki de annemler benim adımı koyarken küçük kızlarının bu kadar özlemle dolu dolu yaşayacağını bilmiyorlardı. Çok değik arkadaşlar 1314 k batıya taşınıyorum sizi özleyeceğim,kendinize cici bakın…..


SAYGILAIMLA…..

ANEKTOTLARRRR.....



Mutsuzum ve mutsuzluğumun daimi olacağı konusunda ciddi şüphelerim var. Kafese kısılmış bir kaplan gibiyim ; ya hayatımı kurtarmak için saldıracağım ya da kaderime razı olup bir ömür boyu içimi kemirecek esaretime razı olacağım. Beynimde bu düşünceler volta atıyor ve bunun en büyük nedeni kadın olmak hem de bu ülke toprakları içinde…
Evet kadın olmak hem de yalnız ve çalışan bir kadın olmak nedir bilir misiniz siz,hele de memleketinizden 1600 km uzaktaysanız ve bu yerin hiçbir şeyi sizin kültürünüze uymuyorsa bir de. Herkes üzerinize gelir,kimse sizi anlamaz. Eğer bekarsanız herkes özel hayatınızı merak eder,sevgiliniz var mı,varsa konu komşuya malzeme,yoksa acaba ne kusuru var acaba diye komşularınız sizin yerinize tasalanırlar. Bir de insanların sizi elde etme çabaları var ki sormayın,elde edemeyince de çamur olayına hemen giriliverir. Düşünmezler hiç sizin de bir hayatınız bir aileniz olduğunu. Eğer evliyseniz ohhh kurtulduk diyorsanız yine yanılıyorsunuz. Bu seferde nasıl bir evliliğiniz var,nesiniz,necisiniz kurcalar duru bizim toplum ta ki bir şeyler bulana kadar bulamasa da uydurur zaten. Bunlar genelde sizin etrafınızda a sizden bir o kadar da uzakta olan olaylar. Bir de bizzat sizin içinde olduğunuz hayatınızı etkileyen sorunlarınız vardır. Mesala hiçbir erkek kendinden üstün bir kadını kabullenemez,kendi yanlışlarını doğr kabul eder,sizi genelde hiçe sayar. Evde temizlik,bulaşık,çamaşır,yemek hep size bakar,çocuktan da iz sorumlusunuzdur babanızın evinden getirdiniz ya. Kimse sizin yorulabileceğinizi sizin bütün bu görevleri yerine getiren bir kdında öte bir insan olduğunuzu anlamak istemez.



Evlilik kutsal bir kurum olarak görülür bizde,sanki o nişanlılık ya da flört zamanda yapılan kötü davranışlar bir ana bitiverecek gibi gelir insanlara. Bunu ne değiştirecek; bir imza mı defter de kalan ,yoksa parmağınıza taktığınız halka mı! Yani sizin kumarbaz,içkiye düşkün,sorumsuz,küfürbaz,saygısız,size değer vermeyen,sizi üzmekten zulf duymayan,ve bencil ve nankör sevgiliniz mi değişecek evlenince… bu bir hayal elbette,kimsenin kötü huyları kendi istemedikçe bıçakla kesilir gibi bitmez,insan yedisine neyse yetmişinde de odur. Eğer siz ağacı yaşken eğemezseniz o ağaç büyüyünce zaten eğilmez,tabi bide o ağacın sulandığı toprak da önemli. İnsanın babası kumarbazsa,bar pavyon dolanıp,içkinin dibine vuruyorsa ve böyle gördüyse o çocuk yapacak bir şey yok tabi. Olan sürekli size olur, harab ve bitap düşersiniz mücadele etmekten,sinirleriniz yıpranır,uyku kalmaz,sağlık kalmaz,siz yer bitirirsiniz canınızı karşıdakinin ruhu bile duymaz. Umursamadan ve farkında bile olmadan kaldığı yerden devam eder yanlışlarla dolu hayatına. Ve en sonunda sizin aklınız başınıza gelir savaşmaktan yorulup bir şeyleri değiştiremeyeceğinizi anlar ve sonunda olayı nihai sona erdirirsiniz….ANLAYANA…VARSA TABİİİ

SAYGILARIMLA

Thursday, June 14, 2007

İSİM FALI


BU CADI BENİM KIZKARDEŞİMMM.SENİ SEVİYORUM İYİKİ VARSIN ÖZDEN...


NASIL BAKILIR? :

Fal için sözkonusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki harflerin anlamlarını biraraya getirerek anlamlı sonuç çıkarıyorsunuz.

Örnek-1 : Aranan ad "TUĞBA" olsun, harf tablosundan T-U-Ğ-B-A harflerinin karşılığını bulup alt alta getiriyoruz ve isim falına bakılmış oluyor.

T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.
A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

Hadi kolay gele...

HARFLER & ANLAMLARI

A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.

C : Güzel sanatlara yatkınlığı temsil eden duygusal kişiliği ifade eder.

Ç : Zevk ve sefa düşkünü kişiliği ifade eder.

D : Üstün gücü temsil eder, hırslı ve zorluklara direnen kişiliği ifade eder.

E : ruhsal karışıklığı temsil eder, yani üzüntü ve sevinci birarada yaşayan ve ruhsal gel-gitleri olan kişiliği ifade eder.

F : Sakinliği temsil eder, uysal ve güvenilir kişiliğin işaretçisidir.

G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.

H : Sakin ve durağan bir kişiliği ifade eder

I,İ : Hassas, duygusal ve kırılgan bir kişiliği temsil eder.

J : Kaprisli ve kıskanç kişilik belirtisidir.

K : Başarılı, ünvan sahibi ve daima yükselen bir kişiliği ifade eder.

L : Sanatsal yönleri olan kabiliyetli kişilik ifadesidir.

M : Ticarete yatkınlık ve yüksek zeka seviyeli kişiliği ifade eder.

N : Üstün güçlere sahip, sağduyulu kişiliği ifade eder.

O,Ö : Gizemli kişilik sahibidir. Gizliliği sever ve duygularını açığa vurmaktan kaçınan tiplerdir.

P : Kendinden emin kişilik, girdikleri ortamda kendine güvenli tavırlarıyla dikkat çekerler.

R : Tereddütlü kişilik demektir, karar vermede zorlanmalar yaşarlar.

S,Ş : Hayalperestliği sembolize eder. Aşırı hayal kuran kişilik.


T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.

U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.

V : Kendi içine dönük, umursamaz bir kişiliği ifade eder, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket eden kişilik örneği.

Y : Geçmişteki izleri, üzüntü ve diğer olayları sürekli yaşarlar, geçmişlerini asla unutmazlar ve güçlü bir kişilik yapısı gösterirler.

Z : Bilimsel açıdan başarılı, okumayı seven, akademik anlamda başarılı kişilik ifadesidir.

Sunday, June 10, 2007

GÜL YAPRAĞI


Uzakdoğu'da bir budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üsünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

HİKAYE BANA AİT DEĞİLDİR.ÇOK HOŞUMA GİTTİ VE PAYLAŞMAK İSTEDİM...

Friday, June 08, 2007

KAFAM KARIŞTI...


Artık taşınıyorum yaklaşık 1300 km. öteye…Ne götürür ne getirir bilemem ama şu andaki durumumdan daha fazlasını götüremeyeceği kesin. Sevdiklerim ve sevdiğim yere daha yakın olacağım. Ve kendimde bir değişiklik yaptım,ruhumu değiştirdim;iyi niyet ve güven yokkk artık. Peki siz benim için ne yapacaksınız …???

Tuesday, June 05, 2007

ANLAMASINI BİLENE...


Bir kadını tanımak… Bütün gel-gitleri,kaprisleri,küçük şımarıklıkları,korkuları,şaşkılıkları,hercailikleri,hayalkırıklıkları,aşkları,terk edilişlikleri,başarıları,başarısızlıkları,kurnazlıkları,saflıkları,çocuk ağızları,şirinlikleri,küçük yalanları,büyük itirafları,kocaman yürekleri ile kendi olmaya çalışan kadınları tanımak…
Bir kadını sevmekle başlar her şey ama;bir kadını tanımakla varılır hayatın sırrına. Bir kadını tanımaya sayunmak zor ama keyifli bir yolculuğa çıkmaktır. Dört mevsimi bir yürekte buluşturur,bu yüzden de sürekli şaşırtırlar. Sürprizlerin ardı arkası kesilmez. Zordur onları anlamak. Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekasını hatırlatanları sever,sevgisini göstermekten ürkmeyenleri,sürprizleri hazırlıklı olanları bir de. Muson yağmurları gibi yağarken, Sahra’da çöl fırtınası koparıp ardından güneş olup ısıtabilirler. Dedim ya bir dünyadır kadınlar,yürekleriyle konuşan,gözleriyle gülen…
Bir kadını sevmekle başlar her şey ama,bir kadını tanımakla anlaşılır hayatın sırrına ancak aşkla varılacağı.Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı… Bir yanını doyurunca şımaracağından korkanlar,birlikte çoğalacağını bilmeyenlerdir…!!!!

Bir kadını sevmekle başlar her şey ama,bir kadını tanımakla kanat çırpılır özgürlüğün bütün maviliklerine. Kendine inananlara,aşka inananlara koşa. Hem yaman bir aşk avcısı,hem de engebeli yollarda koşmaktan bitap aşk yorgunudur kadın. Bir kadını sevmekle başlar her şey ama,bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla dalga geçmesini bilir kadın,tıpkı kendiyle geçmesini bildiği gibi. Ağız dolusu gülüşlere teslim olur. Tutkuların gücüne ortak eder sizi. Göze alandır kadın,çekip gitmeyi,sahip olduklarından vazgeçmeyi,karşılık beklememeyi. Mücadele eder,kızar,bağırır ama hep sever. Kadınlar bir dünyadır yürekleriyle konuşan,gözleriyle gülen.
Yüreğini sevgiye açanve sevmekten korkmayan…
Tanrı ,kadınlara geçmişi ve geleceği,erkeklere ise yaşadığı günü armağan etmiş. Kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz,erkekler daracık bir zamanda sıkıştıkları için anlayışsız olurlar…

SAYGILARIMLA

Tuesday, May 29, 2007

FENERBAHÇE TUTKUNUNA HİTAFEN


Eğer bir erkek kaldırayamacaksa,kendine güvenmiyorsa bir kadının kendine aşık olmasına izin vermemeli. Çünkü bir erkeğin düşünemediği şey kadının ne kadar çıkarsız ve büyük bir sevgiye sahip olacağıdır. Her şeyi kendi pencerelerinden görmeye alışkın olan erkekler bi türlü kendilerini karşısındakinin yerine koyamazlar yani eğer empati yapabilmeyi öğrenmiş olabilselerde bu kadar hayalkırıklığı olur muydu acaba yaşanan aşklarda. Senin de dediğin gibi kadın aşkla sevişir,erkek ihtiyacı için. Bir kadın asla sevmediği ya da bişeyler istemediği bir adamın yatağına girmez eğer bunu kendine meslek edinmeseydi. Ve genelde biz kadınlar o kadar çok incitilmeketn kaynaklanan şüphe ve korku içindeyiz hep. Karşımızdakinin bunu anladığını düşünür ona teslim oluruz sonra bir bakarız o da gidivermiş. Elde kalan ne !yine hüzün,kırık bir kalp ve tamir edilmesi kolay olmayan ağır,kanayan yaralar. Siz kendi kendinizi yer dudursunuz ne oldu,sorun neydi,niye,benim neyim eksik gibi bazen çözümü sizde olmayan sorular yığını ile boğuşur durursunuz. İşte siz bu cevapları ararken bir noktayı gözden kaçırırsınız ki sizi bırakıp gidenin amacı da budur zaten. Sizin beyninizi meşgul etmek ve onun sebebini anlamanızı geciktirmek. Eminimki erkek milleti kadınlardan daha korkak ilişki konusunda. Başarısız olmak,bir başkasının sorumluluğunu yüklenmek,onun hayatında önemli olmayı kaldıramıyorlar. Sanıyorlar ki kadın onu sevdiğinde onu dünyanın merkezi yaparlar. Bu sadece bağlanmayla ilgli bir durum,merkezi sapmazlar saygı duyulacak biryere koyarlar o erkeği hayatlarında. Biz kadınların doğal yapısı gereğiyle sahiplenilmeye ihtiyacımız var yani arkamızdaki erkeğin nefesini ve gücünü hissetmek isteriz yaşamsal sürecimiz boyunca. Bir de bunu anlatabilsek sanki her şey daha iyi olacak ama nerde bizi anlayacak zihniyet.
Ben bunları terkedilmiş bir kadın olarak yazıyorum,tutamadım,tutunamadım,kalbimi açtım,aşkımı verdim çıkarsızca,beklentilerimi minimum düzeyde tutup kaderime razı oldum. Sevdim hem de çok,Kadını oldum kendimce,yatağımı paylaştım,hayallerimi,özümü,acılarımı,gözyaşımı,sevinçlerimi,içimdeki çocuğun heyacanını paylaştım seninle. Peki sen ne yaptın! Bir elveda demeden umarsızca çektin gittin. Ne anladım ne de anlam verebildim bu gelip gitmeye. Kendimce sebepler buldum,işin içinden çıkamadım bir türlü. Tek bir mesaj geldi senden “eğer biraz saygın varsa lütfen bir daha beni arama” bizim ilişkimizin özeti belki de bu mesaj. Benim ayrıntıda gizli mesajı alamamış olmam sanırım. Neyse herneyse,suç kimdeyse her kimdeyse çözemiyorum,çözünemiyorum….


SAYGILARIMLA

Saturday, April 14, 2007

SUSMAK VE ÖĞRENMEK





Bir gün susmay öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktm.
Çünkü susmak benim küçük dnyamda babamla kurduğum­ iletişim tarzıyd. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim.
Daha o kapdan girer girmez boynuna atlar onunla oynamak isterdim. Babam sarılır,öper; sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağrır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksn babanla?' diye
kızar, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, daha ne istiyor anlamadm.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasayd, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içim­den; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa
beni adeta yerimden bile kıpırdatmazd. Azıcık hareket edip koşup oynamaya başlasam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim­ resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen gözµcuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.
'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum­.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılm­aya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattğında ise nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odam toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım dedi bir gün. Susuyor olmam usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktm?

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptm. Babam eve gelince uygun zaman kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim­ resmi getirdim. Babam baktı. Hmmm, dedi çok güzel olmuş.Bu adam benim herhalde.' dedi.
Ben 'Hayır o adam değil bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi.
Ben yine 'Hayr, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçti: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım iş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçük kalacaksnz. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım­ 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye.

Annemle babamn gözlerini fal taşı gibi açtı. Duyduklarına inanamıyorlard. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi

Farkında' Olmalı İnsan...Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı

Dün Geldi Geçti

Yarın Meçhul,

O Halde farkında olma günü gelmiştir,
o gün bugündür


Tuesday, January 02, 2007

ADSIZ


Yaş yirmi yedi oldu. Oldu da ne oldu,ne değişti? Kocaman bir hiççççç. Yeni yıla nasıl girersen bir yıl öyle geçer derler ya yalan bence,en azından ben bunun doğruluğunu kanıtlayabilecek bir şey yaşamadım. Yani hepsi hikaye bu söylentilerin. Evet yirmi yedi yaşındayım ama kendimi otuzyedi falan hissetmeye başladım. Yorgunum hem de çok. Mücadele etmekten,affetmekten,yokmuş gibi saymaktan,sıkıldım artık. Değer verdiğim kişilerin şımarıp kendilerini bi bok zannetmelerinden hayatlarında sadece ihtiyaç giderici olmak canımı sıkmaya başladığından beri kimsenin hayatında değilim artık. Kendim için varım kendim için yaşacağım dedim ve bir çırpıda sildim geçmişi. Şimdi daha sağlam basıyor ayaklarım yere,biliyorum ki hiç kimse ya da hiçbir şey benden daha değerli değil. Ben yoksam hiç kimse yok. Bencil ve benci yapıyla sürdürmeye karar verdim hayatı. Zaten şarkılar bile bunu demiyor mu “ağlama ağlat yoksa zehir olur bu tatlı hayat….”
Herkese mutlu yıllar ve bayramlar.