Sunday, March 26, 2006

TÜRKÇEMİZ


Türk Dil Kurumu Türkce karşılık önerilerinin kullanildigi bir yazi,
"Niloscugum,
Dinlencemiz (TATIL) çok heyecanli basladi sekerim. Biliyorsun, uçakta her zaman hesapli orunda (ECONOMY CLASS) seyahat ederim. Ama yer kalmadigi için bizi birinci oruna (FIRST CLASS) oturttular.
Çok keyifliydi ama bir burgaç (TÜRBÜLANS) bizi korkuttu, neyse. Tatilköyünün dalaninda (LOBI) bizi çalisanlar karsiladi. Karnimiz aç diye hemen seçal lokantada (SELF SERVIS) kusluk yemegine (BRUNCH) davet ettiler.
Hayri tatbilir (GURME) geçinir ya... yemekaltilari (ORDÖVR) begenmedi, illa seçmeli yemek (ALAKART) yiyelim diye tutturdu. Bu sefer de bezentileri (GARNITÜR) yetersiz buldu. Çocuklarin karni o kadar acikmisti ki, Hayri Bey garsonlarla kavga ederken, biz bir ayaküstü (FAST FOOD) bulup atistirdik.
Yemekten sonra giris islemlerini (CHECK IN) yaptirmak üzere önbüroya (FRONT OFFICE) gittik. Bir hafta öncesinden bankaya yatirdigimiz öndelik (AVANS) yeterli degilmis. Geçen sezondan beri para siskinligi (ENFLASYON) ederleri (FIYAT) çok arttirmis. Neyse, bankanin genel agindan (INTERNET) Istanbul'daki subenin belgegeçer (FAKS) numarasini bulduk, Hayri'nin kimliginin bir tipki çekimini (FOTOKOPI) belgegeçerle (FAKS) gönderdik.
Hesaba para aktardilar da, odamiza yerlesebildik. Ancak bu olaylar Hayri'yi çok sinirlendirdi, rahatsizlandi birden. Bir taksiyle en yakin hastaneye götürdük. Doktorlar hizli bir tam bakim (CHECK UP) yaptilar.
Midesindeki yanmadan süphelenerek bir de içgörünümle (ENDOSKOPI) yansilanim (ULTRASON) istediler. Allah'tan önemli bir sey çikmadi. Neyse, simdi keyfimiz yerinde. Sana günümüzün nasil geçtigini anlatayim:
Sabah kalkinca ben inçyk (STEP) yapiyorum, Hayri ise kosmaca (JOGGING). Bütün yerleskeyi (KAMPÜS) turluyor. Sonra birlikte buharli hamama (SAUNA)gidiyoruz. Bir de ovucu (MASÖR) var ki, bütün kadinlarin mini putu (IDOL), büyüleyici özellik (KARIZMA) yerinde. Bu arada çocuklar da spor yapiyorlar:
Melisa tüylü top (BEDMINGTON) oynuyor, Burak zip zip atlama (BUNGIE JUMPING) denilen çilginliga takti. Çift uçurvur (GALIBA BALTRAP) yahut kaymalik (PATEN) da yapiyor. Aksam hep birlikte canlandirma (ANIMASYON) seyretmeye gidiyoruz. Çok iyi çene yaristirmalar (TALK SHOW) oluyor, ünlü teker çalarcilar (DJ) geliyor. Geçen gün de Mehmet Ali Erbil buradaydi, yaninda yürütücüsü (MENAJER) Stelyo Pipis ile. Güzel bir sözçatar (STAND UP) yapti, büyük dalgalandirma (SANSASYON) oldu.Sonra, Erbil seslikçi (VOKALIST) bir kizla uzun uzun sohbet edince, bir sürü düsüntüler (SPEKÜLASYON) yapildi, olay fotoculara (PAPARAZZI) gün dogdu.Pazar aksami altin saatte (PRIME TIME),gerçeklemeyi (REALITY SHOW) birak da burada çekilen görüm
setmeyi (KLIP) izle.
Bak bakalim çikmalikta (PODYUM) beni görebilecek misin, canlandiricilarin (ANIMATÖR) arasinda.Sakin geçgeçleme (ZAPPING), otur seyret.) Haydi simdi bye, kumarhaneye gidip biraz para harcayalim, yakisikli kumar ebesinin (KRUPIYE) karsisina oturup. Sonra da kafayi vurup uyuyalim gerçi estireçe (VANTILATÖR) ragmen oda çok sicak oluyor ama.)

Opuldun



HAYALLERİM VE SEN


Hayallerim vardı bu şehre ilk gelirken. Yeni bir başlangıç yeni bir yaşam seriliyordu ayaklarımı önüne belki de. Yol uzun ve yorucuydu,yol boyu içimde ailemden ayrılacak olmanın hüznü,ve bir o kadar da yeni hayatımda karşıma çıkacak zorlukların endişesi vardı. Dere tepe düz derken,kıvrımlı dağların eteklerinden dinamit sesleri eşliğinde vardık Artvin’e. Şehrin girişinde içimdeki heyecan tamamen sönmüş yerini karamsarlık almıştı. Evet dedim yeni bir başlangıç için biçilmiş kaftan bu şehir ve salıverdim ilk gözyaşlarımı yol boyu tuttuğum,yapacak bir şey yok kadere razı geldim aldım çantamı çıktım odama.ilk birkaç gün indirmedim valizlerimi baktım olmayacak indirdim. Yeni yuvamdı burası artık. Annemle babamı gönderdiğim akşam ki kadar kendimi kötü hissetmemiştim hiç geldiğimden beri. Yalnız,kimsesiz ve öksüz bir çocuk gibi kalakalmıştım o soğuk odada. Yalvardım tanrı ya günlerce hayatımı güzel kılsın diye. Ve bir gün…

Biri aşk bir diğeri mutluluk arıyordu. Bir raslantı sonucu tarih 7 Mart 2005 geç bir saatte çaldı her ikisininde kapısını istedikleri. Nereden bilecekti ki o gece sırtında gitarı ve mavi eşofmanıyla kapıyı çalan gence o gece değil de bir sonraki gün aşık olacağını. Tanışılıverildi bir anda film,müzik,yemek derken sohbet koyulaştı,telefonlar alınıp verildi belki de yoktu her ikisinin de aklında aradıkları şeyi birbirlerinde bulacakları. Aradan bir hafta geçmişti ki o çiçekle atılıverdi bu aşkın tohumları. Teşekkür için açılan o telefon aralarında bir köprü oluşturacağını bilemezlerdi ki. Derken konuşmalar başladı saatler süren,paylaşımlar,ilk randevu,ilk öpücük derken gelindi bu günlere.
Şimdilerde mi nasıl? Son sürat devam ediyor ama en büyük problemleri mesafe ve yanlış anlaşılma. Özlem büyük dert, vuslat için atılan her adım daha bir heyecanlı. Büyük ve tutkulu bir aşk ve bir o kadar da fırtınalı tabi ki. Şimdi başa dönersek eğer hayallerim oldun,aşkım vazgeçilmezim,keçi tırnağım,var oluş sebebim,terapistim,mutluluk kaynağım….
SENİ SEVİYORUM

Thursday, March 23, 2006

BİŞEYLERE DAİR


Fırtınalı akşamların sabahı dingin olur ya. Kudurmuş olan deniz durulur,sakinleşir,rüzgar bir daha ki sefere güç toplamak için çekilir kabuğuna ve insanlar yavaş yavaş uzatmaya başlarlar kafalarını dışarıya ne olup bittiğini anlamak için. Sonra kendi aralarında konuşmalar başlar akşam olan bitenden. Çoğunun korkusu hala yüzünde asılı kalmıştır,belli etmemeye çalışılır; ama nafile gözler verir insanı ele. Bu tür fırtınaların farkında olmayan çocuklar aynı dün yaptıkları gibi devam ederler oyunlara,mutlu yüz ifadesiyle anlamak için etrafa bakarlar kargaşanın sebebini,çok umursamazlar ne de olsa oyun devam ediyordur çünkü.
Ben böyle fırtına sonrası zamanlarda çocuk olmak istediğimi fark ediyorum. Tek sorunumun oyuncaklarımın ya da oynayacak olduğum oyunlar olmasını.
Çok fazla değil bundan bir yıl önce ayak bastım yetişkinlerin dünyasına uyarılmıştım ve ben gerçekten hiç ama hiç sevmedim. Bu dünya gülmüyor bana bi türlü ya da ben gülmesine izin vermiyorum. Saplantılı olduğumu falan düşünmeye başladım bağlandığım şeylere neden hala bu kadar sıkı sıkı tutunduğumu anlayamıyorum,ah şu kalbim beni çok zor durumlara sokuyor. Kimseye diyecek lafım yok hata bende insanlara bu kadar değer vermek niye bilmem ki onlar bana bu kadar değer vermezlerken.Ve bilirim ki her fırtına sonrası yeni bir toplanma dönemidir insan hayatında. Ha gayret kalbim daha neler atlatacağız belki de ve biz hep galip geleceğiz fırtınalar değil.

Wednesday, March 22, 2006

BENCE KALABİLMEK


Kendin gibi olabilmek,davranabilmek güzel şeydir kardeşim. Belirsizlik ve riyakarlık dolu hayatlar hiç bana göre olmadı olamazda. Hep net yaşamayı sevdim. Seviyorsam seviyorum dedim sevmiyorsam sevmiyorum olarak kaldı. İnsanlara şirin ya da sıcak kanlı görünmek için yalakalık yapmadım hiç hep eleştirildim. Duygularımla ve kalbimle hareket ettim ona inandım incindim defalarca yıkıldım ama yine toparladım,dik kalmak için çok direndim başarabildiğim kadarıyla yetindim. Aç gözlülük yapmadım sadece hakkımı istedim yanlış anlaşıldım. Yapmadığım şeylerden sorumlu tutuldum er geç kendimi akladım. Hayat bir karmaşaydı belki çoğu zaman,çok bilinmeyenli denklemler bütünüydü ve ben soru çözmeyi öğrendim ne olup bittiğini anlamak için.
Çok değer verdim ama o kadar değerli olamadım kimilerinin gözünde. Bana davranılmasını ummuduğum şekiller hep şımarıklıkla ve doyumsuzlukla atfedildi. Güldüm çoğu zaman söylenenlere aslında tam tersiydi bu gülüşler içime akan gözyaşının dışa ters vurumuydu samimiyetsizlikle suçlandım. Kendim oldum yaranamadım,başka şekle mi bürüneydim kii göze girebileydim. Sıra buna mı geldi yani kendimden mi vazgeçmeliyim bana değer verilsin diye. E peki o zaman bana mı olacak yapılanlar yoksa sahte benliğime mi. Çıkamadım ben bu işin içinden. Can acıtmak değil ki maksat.

Sunday, March 19, 2006

TERSTEN YAŞAMAK

Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir. Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha guzel hatta mukemmel olurdu. Nasil mi ?Camide uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içerisinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev...Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.Sagliginiz gittikge düzeliyor.Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz.Herkes karsinizda elpence divan...Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor...Gittikce zayifliyor forma giriyorsunuz...Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor...Derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya cikmis, "fazla çalistin" diyor "artik evedön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."Keyfe bakar misiniz ?Okudugunuz dersler gittikge kolaylasiyor, Ekmek elden su gölden bir dönem basliyor.Partiler, diskotekler, kizlarin sayisi artiyor.
Derken anne ve babaniz sizi goturup getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor.Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.Beslenmek icin agzinizi agmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sicacik yumusacik ! Gurultusuz ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.Kuçuluyor, kuçuluyor, ufacik bir hucre halini aliyorsunuz.Veee gunun birinde muthis keyifli bir gece ile hayatiniz bitiyor....

KIYMETİNİ BİLİN


Nazım Hikmet Abidin Dino’ya mutluluğun resmini yapabilir misin diye sormuş,Abidin Dino ise cevabını bu resimle vermiş. Valla fazlasını aramayın çarpılırsınız. Dimyata pirince giderkan evdeki bulgurdan olursunuz. Mevcut mutluluğunuzu koruyun.sarılın sevdiğinize sıkı sıkı anı yaşayın. Unutun kötülükleri kaç gün varsınız dünyada,bakın keyfinize. Tutunun hayata pes etmeyin;unutmayın ki güçlü kalabilen kazanacak.
Saygılarımla

Saturday, March 18, 2006

SATIR ARALARI


Satır arasında buluşan duygular ;
Sevgi ve nefret,
Aşk ve kin,
Korku ve umut,
Sen ve diğerleri,

Satır arasında buluşur duygular. Öyle beklediğin zaman yayından çıkmış ok gibi fırlamaz karşına .
arasında bulursun onları,Satır
Ayrıntılarda,
gizli kalmış anılarda,
yaşantılarda çıkıverir karşına.
O duygular, aradığında çıkıvermez karşına.
DUYGULAR SONUÇ DEĞİLDİR. SONUÇ OLSAYDI EĞER EN UMUTSUZ ANLARDA HEYECAN, EN MUTLU ANLARDA KORKU , YANI BAŞIMIZDA BİTİVERMEZDİ.
Duygular satır arasında saklı.
Büyük harfin yanındaki,
Hani o başlığın altındaki,
Hani son yazısının hemen öncesindeki duygular.
Çağın insanının amacı hazine avcısı olmak değil .Sarraflık bizim ki.
Tozlu sayfalar arsındadır en demlenmiş anılar.
DÜŞTÜĞÜN ANIN İÇİNDEDİR YÜKSELİŞİN ,KONUŞTUĞUN ANIN İÇİNDEDİR GEÇMİŞİN GELECEĞİN.
Birde tutturuverirsen anını sözlerinin ,hani dua niyetine geçiverirse, işte satır arasındadır yakalamak istediğin.

Bakınca yakalarım zannedersen ,bakmakla yakalanacak kadar basit değil.Hazine bulmak gibi maharet gerektiren bir işte değil.
O duygular ;ne arayı açınca aydınlanıverir,ne de alan daralınca saklanıverir.Yürek genişliğindedir.GENİŞLEYİNCE YÜREK,DUYGULAR DİLE GELİR.Anı doyasıya yaşatıverir.
Satır arası duygular,
Satır arası hayat.
Noktası virgülü sizden,Paragrafı bazen kendinden.Geçmiş v ara sı, bazen BAŞARI. yakalanıveren bir duygu , bir sonuç e gelecek olmaktan çıkarılmalıdır


Thursday, March 16, 2006

ÇARESİZ


Hastalıklar çok koyar insana yalnızsanız eğer. Bir ilgi,bir telefon,hal hatır sorulmasını beklersiniz. Özellikle de çok yakınlarınızdan. Sabaha kadar hastane köşelerindesinizdir sizi konu komşu götürür ama en sevdiğiniz bunu belki saatler sonra öğrenir. Bu ilgisizlik midir acaba imkansızlık mı?Hadi gece imkansızlık peki ya gündüzler. Uyku tercih konusudur. Siz yine üzgün ve gözünüz telefonda kalırsınız. En son merak edilme saatinin üzerinden on iki saat geçmiştir ama bunu siz bilirsiniz karşınızda ki değil. Neyse ya da her neyse canı sağolsun herkesin.
Oysa ki ne güzeldir dimi yanınızda gözlerinizin içine bakan birinin olması her ne kadar kötü bir hasta bakıcı olsa da. İşte bu sözün bitip gözlerin konuştuğu dakikalar çok önemli yer işgal eder insan yaşamında çünkü herkes ilgi ve alaka bekler zor zamanlarda.
Saygılarımla

AYRILIK


Olan kime olur gidene mi kalana mı? Aslında olan tek bir kişiye olur,yaşanmışlıkların kaldığı kişiye yani. Ne derseniz deyin ayrılık zor ama hafifletmek için ruhsuzlaşmak gerekmiyor. Unutmayın ki karşınızdaki çok daha fazla üzülüyor bu gibi durumlarda. Kapyı vurup elindeki fırlatmak (ki bu size hazırlanmış bir yolluk olabilir) ta can yakıyor bir o kadar. Ama anlat anlatablirsen. Ya da boşver gitsin yeşile binen yolu yarıladı,kominikasyonsuzluk eylemiyle gider giden. Hayırlı yolculuklardır artık ona sana ise yaşanmışlıkları toplarken akıttığın gözyaşları,verilemeyen sözlerin buruk acısı kalır. Yine anlatamamışsındır derdini ve yine anlamadan gitmiştir seni. Bir tercih vardır hep uykudan yana katlanırsın razı gelirsin kaderine ağlarsın kendi kendine (gelinmez o baktığın kapılardan)için acır ses çıkaramazsın yutkunursun ama olsun İtalyanca aşk başkadır.

BAHAR


Bahar, yalvaririm çek git isine!..
Salma üstüme çiçeklerini,
...aklimi çelme!..
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyaniyor bahçemde; sonra
günesle oynasip tütsülenmis gibi bugulaniyor.
Ne zaman sokaga çiksam badem agaçlari salkim saçak çiçek...
Kavaklar kipir kipir, islik isliga meltem...
Kirda dayanilmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çesit börtü
böcek...
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme...!

* * *

Zaten damarlarima zor zaptediyorum kanimi...
Çoktan cemreler düsmüs beynime, yüregime...
Kalbimin buzlari erimis.
Gögüs kafesimde ne idügü belirsiz bir kipirtiyla geziyorum
nicedir...
Bir de sen çildirtma beni...
Krizdeyim ben... tembelligin sirasi degil, uyamam sana...
Al git serçelerini sabahlarimdan, çaglalarina, kokularina hakim
ol.

Meltemlerine söyle, deli gibi islik çalip sokaga çagirmasinlar
beni...
Bulutlarin üsüsmesin basima...
Girme kanima benim...
.yoldan çikarma...!

* * *

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
afrodizyaklarin en etkilisi,
Sevdanin suç ortagisin.
Kiyma bana...!
Biliyorum çünkü, yine kandirip yesillendireceksin aska; gövdemi
azdirip sonra birden çekip gideceksin.
Tam kanim kaynamisken sana, toplayip allarini morlarini, beni
bir
kurakligin ortasinda terk edeceksin...
O iple çektigim isigin, dayanilmaz olacak o zaman...
Ne o delismen sabahlar kalacak, ne günaha çagiran çapkin
eteklerin
uçustugu günbatimlari...
Tembel kuslarin sakimaktan bitap, ebruli çiçeklerin
kokmaktan...
Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarinda...
Yeserttigin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak
ruhumuz...
Hayat, bir ezik otlar diyarina dönüsecek yeniden... yüregim
viraneye...
Her bahar sarhoslugu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
Ebedi bahar, bir baska bahara kalacak.

* * *

Iyisi mi, hiç azdirma ruhumu bahar...
Is açma basima...
Git isine!
Yoldan çikarma beni!..
Sevgili Can Dündar tanışmıyor muyuz acaba bir yelerden ben bir bahar günü tutuldum aşka ne gitmek biliyor ne tükenmek. Bence de bahar azdırır ruhları

YENİDEN


Yeniden selam olsun. İsim değişti ama kişilik aynı. Artık buradan takip edersiniz (eğer varsa bi kaç kişi )yardım sözü veripte tutan herkese teşekkürler.
Ben geldim umarım hoş gelmişimdir……..