Friday, December 29, 2006

KIYMETİNİ BİLMEK LAZIM


Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve simdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir tas gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu,dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve esine kocaman bir öpücük verdi.Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde ; ağacın yanından geçerken merakim daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum. "O, benim dert ağacım," dedi. "Elimde olmadan isimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, esime ve çocuklarıma ait değil.Bunun için bu sorunları her aksam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? "Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum...." Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir

Wednesday, December 27, 2006

HAYATA DAİR


Ewan 22 yasina o sene basmisti, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanin asaletini tasiyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savasa katilmak üzere Ingiltere'den ayrilacakti, hiç birseyden korkmuyordu ama duygusalligi nedeniyle, ülkesinden ayrilma fikri zor geliyordu ona. "Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardi arkasina yazilmaya baslandi. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açiyorlardi. 2 sene bu sekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmis, her mektuptan ayri tatlar almislardi. Ewan'in ülkeye geri dönme zamani gelmisti, son mektubunda Holly'i görmek istedigini yazdi. "Ancak seni taniyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen" diye ekledi. Holly bulusmayi kabul etti fakat resmi göndermedi. "Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz degil mi? Yakama kirmizi bir çiçek takacagim." dedi. Günler birbirini kovaladi ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indigi ilk anda gözleri Holly'i aradi. Bir müddet bakindi, sonra kalabaligin arasindan simdiye dek gördügü en güzel kadin belirdi. Uzunboylu, çok güzel vücutlu, uzun sari saçli, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhtesem bir kadindi. Kadina dogru bir adim atti, ama yakasinda hiç birsey yoktu. Kadin gözlerine bakti ve "Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?" diye sordu. Tam o sirada güzel kadinin omuzunun üzerinden, yakasinda kirmizi çiçek olan kadini gördü. Kisa boylu, sisman sayilacak kiloda, gri kisa saçli, tozlu uzun pardisesü ve kalin bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan saskindi, az önce hayatinda gördügü en güzel kadindan bir teklif almisti ancak karsisinda da yüregine asik oldugu kadin duruyordu. Kendini toparladi ve yanindan geçen dünyalar güzeli kadina aldirmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanimalarini saglayan kitap vardi. Elini uzatti, "Merhaba Holly" dedi gözlerinin içi gülerek. "Pardon" dedi kadin."Ben Holly degilim. Az önce buradan geçen sari saçli mavi elbiseli bayan yakama bu çiçegi takti ve bunun hayatinin sinavi oldugunu söyledi. Sizi garin çikisindaki cafe'de bekliyormuş. belki yasamak boyle daha guzel

Sunday, December 03, 2006

ANLAYANA


Bir yerlerde tıkanıp kalıyor hep hayat. Mutluluklar,aşklar,ilişkiler,dostluklar,maddi konular hep bir sarsıntı halindeler. İnsanı derinden sarsıp hatta çoğu zaman yıkıp karşınıza geçip bakıyorlar nasıl toparlanacaksınız diye insanlar. Tabi eğer siz bunları hala insan diye nitelendirebiliyorsunuz. İlişkiler hep bir zararla bitiyor,kimi zaman kalbinizi kırıyor,kimi zaman bütçenizi… ama her iki durumda da olan size oluyor karşı tarafın ruhu bile duymuyor. Ben bugün maddi bir yıkımdan bahsedeceğim çünkü şu aralar yaşadığım yıkım bu. Birilerine çok güvenmemek lazım herkes sözünün eri olmuyor borcuna sadık kalmak mazide kalmış. Karşısındakinin zor durumda kalacağını düşünmeden hayatına devam eden insanlardan bahsediyorum. Nasıl bir vicdan sahibisiniz bilmiyorum ama sizin ahlakınız konusunda şüphelerim var,emdiği süt helal olan herkes borcunu öder. Kimse kimseyi zor durumda bırakmaz yani insan olan tabi,? Kimsenin ahı yerde kalmaz. Yenilen her haram bir yerden bir şekilde çıkar,kimsenin hakkı kimsede kalmaz. Senden çıkmasa sevdiklerinden çıkar ama yine de çıkar………..ANLAYANA
SAYGILARIMLA

Friday, September 29, 2006

AŞKIMA


İnsan hayatı karmakarışık. Bir yanda kavgalar,bir yanda savaş,açlık,felaket derken bunların dışında ve çok uzakta ama aslında bir o kadar da yakında beliriven aniden yeşillenen aşk var insan hayatında. İnsanı alıp diyardan diyara gezdiren,imkansızlıkların önünü tutan,hayatı güzel yapan,insanın içinde ateş böcekleri uçurtan,kalp atışlarını hızlandıran yani kısacası yaşama yeniden ve daha güçlü bağlayan bir duygu AŞK.
Ve en garibi de birdenbire ve apansız çıkıverir karşınıza. Tutar yapışır kolunuza,esiri eder sizi,tıkanıp kalır mantık,kalp girer devreye hayat bulur tende. Ve siz bu karmaşa içinde ordan oraya savrulurken bir de bakmışsınız ki aşıksınız hem de sokak köpekleri gibi umarsızca. Ömrünüzün en uzun,ve belki en kısa ya da ayrımına bile varmaya fırsat bulamadığınız bir yolda başlarsınız koşmaya son hızda. Yol bitmek bilmez bazen kavuşamazsınız aşkınıza,mesafeler girmiştir araya,lanet eder durur yürek ama aşk var ya serde her şeye göğüs germeye değer bu bedende.
Umutlarımın tükenmesine beş kala,uçurumun tam kenarında,fırtınanın ortasında hayatıma giren adam demiştim ya moloz yığınları kalkar ama zaman alır,bitti enkaz temizliği yemyeşil topraklar üzerinde kocaman bir saray kurdurdun bana. Varlığın hep olsun hayatımda,ellerin,güzel ve anlamlı gözlerin bana yön versin ve beni benden alan gülüşün senden hiç eksik olmasın.
SENİ SEVİYORUM

Wednesday, September 06, 2006

DÖNÜŞ YOLU


İnsan kuş misali nerden nereye nasıl ve ne zaman harekette bulunacağını kestiremiyor bazen,sabah İzmir’den çık yola in İstanbula’a sonra Trabzon,şu saat itibariyle de solumaktayım Artvin Borçka havasını. Tahminen 1 saat içinde evimde olacağım ama içimde bir burukluk var. Ben sanırım çok çabuk alışıyorum olduğum yerlere aşık oluveriyorum birden havasına ,suyuna,toprağına,insanına yani o bölgenin fiziki ve beşeri coğrafyasına. Evet sonunda tilki kürkçü dükkanına geri dönüyor. Yeni bir dönem ve belki de yeni bir hayatın başlangıcına doğru. Kim bilebilir ki insanoğlu her şeye ve her yeniliğe gebe.yazımı yolda tamamlayamayınca böyle oluyor şimdi ben ne yazıp da doldurayım bu sayfayı diye düşünüp duruyor. Boşverrrrrrr hiç bişey yazma zaten içimden gelmiyor hiç.Saat 00:00 içim buruk ya ben niye böyleyim. Kendime gelmem sıyrılmam lazım üzerimdeki bu yükten. Ve lütfen zat-ı muhterem şahıs benimle irtibata geç ben senin kamburunu daha fazla taşıyamayacağım. Anlarsın ne demek istediğimi Eylül oldu farkında mısın? Önemli olan söz vermek değil verdiğin sözde durabilmektir.

Wednesday, August 30, 2006

BİTTİ AMA


Evet acısıyla tatlısıyla(öyle denir ya)bir tatili daha bitirdik. Geri dönüş zamanı geldi çattı da içimden hiç gitmek gelmiyor da gitme zorunluluğu var işte. Güzel bir yaz geçirdim kafam rahattı en azından düşünmem gereken bir sevgilim yoktu. Ve bir sürü arkadaşım oldu ama maalesef buradan kalbim yine boş ayrılıyorum. Şimdi gidiyorum en yakın zamanda içimde tekrar buralara dönme umuduyla,Pazar Artvin deyim ve kaldığım yerden devam edeceğim.Hepinize mutluluklar.ve bu arada rock'n coke'tayım.Placebo var ya nasıl kaçar
SAYGILARIMLA

Wednesday, August 23, 2006

UNHAPPY HOURS


Canım çok sıkılıyor ama nedenini bilmiyorum,yani nedensizlik içinde neden arıyorum kendime. Ve son zamanlarda lanetlendiğimi düşünüyorum,özellikle de aşk konusunda. Ben hiç mi aşık olamayacağım acaba diye düşünmüyor değilim yani bu durumda düşünüyorum demek oluyor. Olaya neresinden bakarsam bakayım konuyu neresinden ele alırsam alayım boş bir kalbim var ve ne büyük bir tezattır ki ben deli gibi aşık olmak istiyorum. Acaba nerede yanlış yapıyorum ki! Karşıma çıkanların adam gibi adam olmamaları benim suçum mu ya da gerçekten bir eksiklik mi var bende benim çözemediğim onu anlayamıyorum. Geçen bir arkadaşımla konuşurken ona sordum”bende ne eksik sence diye”bana cevabı şu oldu “sende değil sana banklarda var o eksiklik diye” yani bu cevaba dayanarak sevinmem ve aslında eksikliğin bende olmadığını anlayıp daha bir sıkı sarılmam lazım olaylara ama bende o güç yok. Yani tekrar aşık olabilecek kadar yetenekli ve güçlü hissetmiyorum kendimi. Olayı mantığa dökeyim dedim yani bulayım birini ki denedim her şeyi mantıksal biçimde halledip evleneyim dedim olmadı. Bir gün iki gün baktım sıkıldım. Ortak muhabbet bile yok aramızda o kendi aleminde ben kendi alemimdeyim. Sonra vazgeçtim mantık falan bana göre değil. Ayaklarımın yerden kesilmesi lazım benim,ona bakınca gözlerimden aşk damlaları fışkırmalı,kalbim saatte 128.000 km hızla çarpmalı,falan filan and the fishmekan olmalıyım yani. Hayatımdaki durağanlık beş aydır sürüyor ve belki de daha çok sürecek ne zaman biter henüz kestiremiyorum. Çünkü henüz içimdeki aşk enkazları tam olarak temizlenmedi,moloz yığınları arasına yeni bir bina inşa etmek ne kadar doğru olabilir ki zaten belki de bu yüzden böyleyimdir.
Olsun bea bunlar da geçecektir elbet. Çıkmayan candan ümit kesilmez derler ya Allaha şükür yaşıyorum hala,sert ve dik duruyorum ayakta,yıkılmıyorum,yıkmıyorum,uslu ve ağır idame ettiriyorum hayatı. Belki de bir uçurumun kenarındayım ama korkmuyorum attığım adımlardan ve inadına gülümsüyorum hayata hatta kahkaha atıyorum uzaktakilerde duysunlar diye,birleştirsem buradan İstanbula’a yol olacak dertlerimi içimde tutuyorum bir gün karşılaşıp sahibine dökmek için içimi,kusmak için kinimi ve nefretimi ve sabırla bekliyorum bu devranın tersine dönmesini. Dünya çok küçük bir gün bir yerlerde karşılaşırız elbet ve bu sefer ben mutlu sen benim gibi.
SAYGILARIMLA

Friday, August 11, 2006

NEHİRLER GİBİ


Yaşamsal süreci değişir insanın çünkü zaman durağan değil ki hayatlarımızın her zaman aynı rutinde devam etsin. Bir sürü değişimler oluyor günden güne fark ettiğimiz ya da fark edemediğimiz. Mesela her gün biraz yaşlanıyoruz ama aynada her sabah yüzümüz bakıp “evet ya bu gün sanki bir gün daha yaşlı gösteriyorum” demiyoruz. Bunlar bizim istemimiz dışında ve farkındalığın çok ötesindeki değişiklikler.
Ama ben bugün farkında olduğumuz bizim onayımızla ya da mecburiyetten yapılan değişikliklerle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum;özellikle de benim hayat değişiklerimden….
Bunlardan birincisi ben artık eski ben değilim sanki bir şeyler eksik kalmış gibi,hiçbir şey beni tam olarak tatmin etmiyor. Ne dinleğim müzik,ne gittiğim yerler,ne eğlence(ki eskisi gibi değil dedim ya eğlence hayatım)ne spor,ne deniz ne bileyim işte bana sunulan imkanlar içindeki hiçbir şey.
Bir ikincisine gelince artık eskisi gibi hoş görünmüyorum. Bir süredir doktorun stresten olduğunu söylediği sivilcelerim,kışa göre ON kilo fazlalık(evet tam on kilo),bakımsız bir surat,rastgele seçilmiş kıyafetler(bir o kadar özensiz)falan filan and the fishmekan.
Evet üçüncüsü ve belki de en önemlisi artık kalbim bom boş. Bir aşkım,bir
sevgilim,bir erkek arkadaşım adı her neyse artık ondan yok. Ve olmamasına karşın aldığım bir karar var ki( belki de hayatımın hatasını yapacağım)ben evlenmeye karar verdim. Hayatıma yeni bir yön vermek için ve en önemlisi de artık kalp ağrısı çekmemek için. Takatım yok artık yeni yıkımlardan sonra ayağa kalkmaya. Huzur istiyorum,aşık olmasamda olur(ki oldum da ne oldu).
Ve bir başka büyük değişiklik taşınıyorum,özüme yani buralara dönüyorum,her ne kadar artık bazı sebeplerden dolayı bazı ilişkilerim eskisi gibi olmasa da ailemin yakınına geliyorum. Bir çok güzel ve çirkin anımı bırakarak geride 2000 km kadar uzaklaşıyorum yaşanmışlıklarımdan. Hepinizi çok sevdim iyi de olsanız kötü de,çünkü her biriniz benim için beni ben yapmak için vardınız…hoşçakalın
SAYGILARIMLAa

Monday, August 07, 2006

BİTİNCE


Uzaklarda olmak farklıdır. Hep uzak olursunuz,gittiğiniz yerler sizi içine öyle bir çeker ki unutur kalırsınız kendinizi o şehirlerde. Oradaki insanların içine karışır yeni kimliğinizi oynamaya başlarsınız. Bir süreliğine ertelersiniz bütün düşlerinizi sanki onlar sevdiklerinizle birlikte çok uzaklarda kalmıştır artık. Size düşen nedir peki bu durumda olabilmesi daha mümkün hayaller peşinde koşmak, mevcudu korumak,elindekinin kıymetini bilmek ve de olduğunuz yerde mutlu olmayı öğrenmek(bu en zor olanı). En güzeli siz bunları yapabilmek için çabalarken yanınızda bir dayanağınızın olmasıdır. Her şey daha bir çekilebilir daha bir kolay görünür gözünüze, gücünüz bitmek tükenmek bilmez , mükemmel bir savaşçı olup çıkıverirsiniz. Bir süre sonra etrafınızdaki insanların saygınlığını kazanmaya başlarsınız, aşkınız daha bir depreşir, korkularınız ve umutsuzluklarınızda tabi. Hele bir de imkansızlıklar içinde tıkanıp kaldıysa hayat… yollarda geçer hayatınız gidip gelmeler, telefonlarla, şarkılarla bastırmaya çalışır,görmezlikten gelme çabasına girersiniz. Problemin çözümüne nerden başlayacağınızı bilemezsiniz, o kadar çok yıpranırsınız ki bir gece gözünüz kararıverir sanki çektiğiniz acıların hepsinin intikamını almak için o anda hata olduğunu fark edemediğiniz bir eylemde bulunuverirsiniz, ve sonrası gelir. Bütün hayaller umutlar, mutluluklar tersine dönüverir, karın ağrıları başlar. O çok sevdiğiniz kişi bir anda sizin en büyük düşmanınız olmuştur, çektiğiniz acıların intikamını onun canını yakarak çıkartmaya çalışırsınız; ama onun canını her yaktığınızda sizinki iki kat daha fazla sızlar. Kolay mı biten aşk yoktur ki ortada; sadece kızgınlık. Ve onun gittiğini bile olmadık yerlerden öğrenirsiniz, yeni biri olduğunu hayatında öğrendiğinizde ise hayat bitiverir o anda, zaman durur, etrafınızdaki her şey tıkanır kalır. Ve söylemek isteyip de söyleyemediğiniz cümle tıkanır kalır boğazınızda “yalancı, hani ben son olacaktım” ve bir türlü çıkmaz çıkamaz içinizden bunu acısı. Ama bunu bir tek siz bilirsiniz, ve asla anlatamazsınız ki anlatsanız da ne değişir.
Aşklardan ve aşıklardan nefret ediyorum,özellik de birisinden…….
SAYGILARIMLA

Sunday, August 06, 2006

ERKEKLER AHHH ERKEKLER


Erkekler ne ister? Aslında bu soru hep kadınlar ne ister diye sorulup duruyor sürekli. Erkekler bir türlü kadınların ne kadar anlaşılmaz olduğundan şikayet edip dururlar,ve onları anlamanın ne kadar imkansız olduğunu savunurlar. Bu gerçek değildir aslında çünkü kadınlar anlamasını bilene göre çok kolay çözülebilecek bir problem gibidirler. Her zaman kararlı ve ne istediğini bilen, erkeklere göre daha güçlü (ki bunu hiçbir erkeğe kabul ettiremezsiniz) ve bir o kadar da istikrarlı varlıklarız biz. Bunu anlayabilmek için aşk adamı olmak gerekmez ya da işinizin aşk olması da. Sadece biraz insan olup karşınızdaki kadının ne söylediğini dinlemeniz yeterli.
Peki ya erkekler oların ne kadar kararsız ve anlaşılmaz olduğunu unutmayalım. Hiçbir zaman elindekiyle yetinemezler gözleri hep dışarıdadır.(evli bile olsalar) Ama buna rağmen karşısındaki kadından sürekli bir sadakat beklerler hangi yüzle bu da bilinmez tabii. Ha bir de erkelerin söylenilen her cümleyi yanlış anlama ya da kendi kafalarındaki paranoyaların yardımıyla yeniden yorumlama kabiliyetleri vardır onu ben pek çözemedim,beni geçelim ki zaten ne kadar tecrübem var da sorduğum kimsenin de anlamamış olması biraz tuhaf. Yani bir gün telefonda bir erkeğe “senden nefret ediyorum. Bana sahip çıkamadın” dediğinizde sizin anlatmak istediğiniz aslında bu ilişkinin bittiğine ne kadar pişman olduğunuzu ve karşınızdaki insanın size göre sizin kadar çaba harcamadığı için ona duyduğunuz kızgınlıktır. Ama bir erkek (ya da bazı takıntılı erkekler)bundan benim hayatımda başka biri var gibi bir anlam çıkarırlar. İşte erkeklerin kadınları anlayamadığının en büyük göstergelerinden birisidir bu. Unutmamalı ki bir kadın ve bir erkek ilişki bittiğinde farklı duygularla hareket ederler. Erkekler teselliyi başkalarında ararken kadınlar bunu yapmazlar;çünkü biz erkeklerden daha bağlıyızdır eski ilişkilerimizde yaşadığız duygulara. Bu bir yıl da sürer daha da uzun. Ayrıca yıpranmış duygularıyla hiçbir kadın başka bir erkeğe tam anlamıyla bir mutluluk veremez,biraz toparlanma,kafasını dinleme ihtiyacı hisseder aynı bir hastanın nekahat durumudur bu dönem ve öyle de çabuk iyileşmez o açılan yaralar.

Erkeklerle ilgili anlaşılmaz olan bir başka konu ise kıskançlıktır. Her ne kadar kıskanç olmadıklarını söyleseler de aslında gerim gerim gerilirler kıskançlıktan. Bunun nedenini onlara sorsanız karşısındakine güvenememeleridir ki olayın içyüzü kendilerine olan özgüvensizlikleridir aslında. Bu erkekler son derece modernmiş gibi görünürler ki bilmezler modernlik giyimle kuşamla,dinlediğin müzikle,altındaki arabayla ya da arkadaş çevresiyle olabilecek bir durum değil. Bu kişiler doğu kültürüyle yetişip batılı olma özentisi içinde yaşamlarını idame ettiren her iki sentez arasında sıkışıp kalmış arada kişiliklerdir. Her zaman kendilerinde olmayan ve bunu bir türlü elde etmeyi başaramamış meziyetleri kendilerinde varmış gibi anlatırlar.(üniversite mezunuymuş gibi davranmak bir örnek teşkil edebilir anlayana) Ve bu tipler toplumda kolay kolay hiçbir şeyi beğenmezler sanki kendileri her şeyin en iyisine sahiplermiş gibi. Ama unutmayın ki elinizdekiyle yetinmeyi bilmelisiniz yoksa dimyata pirince giderken elinizdekinde olursunuz ki oldunuz. Herkes üstüne düşeni bulup çıkarır.
SAYGILARIMLA

Sunday, June 25, 2006

PARA İŞTE


En çok satan kitaplar listesinde haftalarca birinci sırada yer alan Freakonomics kitabının yazarı Steven Levitt, yaklaşık bir yıl önce New York Times'da, Yale Üniversitesinde yapılan çok ilginç bir araştırma hakkında ses getiren bir yazı yazdı. Yazının ve araştırmanın ilginç olmasının nedeni, bu araştırma para ve maymunlarla ilgili.

Keith Chen, Yale Üniversitesinde ekonomi bölümünde görev yapan bir profesör. Keith Chen'in araştırması, maymunlara, para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri, bizlerin yani insanların, para ile olan ilişkisini karsılaştırıp, çeşitli sonuçlar çıkarmak. Araştırma, Yale Üniversitesinin maymun laboratuarında başlıyor. Bu laboratuarda 7 adet capuchin maymunları, bir ana ve birçok küçük deney kafeslerinde, para kullanmayı öğreniyorlar. Para olarak, gümüş renkli, somun kullanılıyor. Süreç gayet basit. Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor. Bu maymuna para adını verdikleri somun veriliyor. Maymun öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına götürüyor. Bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor: elma, üzüm ve jell-o. Amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak. Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor. Araştırmacılar, maymuna elmayı vermeden önce, elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar. Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar. Maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar, en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor: fiyatlandırma. Bu yeni süreçteki amaç, maymunların, biz insanlar gibi rasyonel kararlar verip vermediğini bulabilmek. Böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jell-o'nun fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise bir somun yapıyorlar. Buldukları sonuç ise gerçekten ilginç. Maymunlar, deney sırasında, biz insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar. Parasını, en çok yiyecek alabileceği şekilde harcamaya başlıyorlar. Maymunlar, 1 somun verip, 2 dilim elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jell-o'ya tercih etmeye başlıyor. Buraya kadar her şey güzel! Günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp, aniden çılgına dönüyor. Paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, ana kafese fırlatıyor ve kendisini de ana kafese atıyor. Ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp, yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar. Levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçeklesen ilk "banka soygunu"(maymunun tepsiyi çalması) ve "hapishane kaçışı" (maymunun deney kafesinden, ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor. Bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyor. Olay biraz yatıştığı bir anda Keith Chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor: Erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında dişi maymun, erkek maymunun seks teklifini kabul ediyor! İşin ilginç yanı bu iki maymunun "işi" bittikten sonra, dişi maymun "kazandığı" parayı araştırmacıya getirip, bununla üzüm almaya çalışıyor. Chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk "fuhuş" olarak tanımlıyor. Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor.



Saturday, June 17, 2006

BİR UMUTTU


Gidenler gitti elimize baktık kalanlarla idare etmeye başladık,karasızlıkla giden ilişkiler zinciri,akşam ki konuşmalardan sabaha sadece flu cümleler kaldı,bir de muhakkak ki parfüm varsa teninin kokusu vesaire ama ne aradığını bulamadı bir türlü. Ne arıyordu kendi de bilmiyordu belki de aşk mı?heyecan mı?yoksa tutunabilecek bir dal mıydı?asıl aradığı,yoksa uyurken saçını okşayan babası gibi ona şefkatle yaklaşacak biri miydi? İşte o bu sorularla uğraşaduruken hayat akıveriyordu yanında ona sormadan “nasıl hazır mısın yeniliklere diye?” hep ayakta ve güçlü kalma mücadelesi vardı içinde yani bu bir tür iç savaştı içinde patlayan yavaş yavaş onu kemiren nereden kesip atılacağı bilinmeyen bir illetti üstüne yapışan. Ve artık karar vermek zorundaydı ya eskiye tutunup bir hayal aleminde yaşayacaktı ya da önüne çıkan yeni fırsatlara başlayıp ucundan tutacaktı yolu. Muallakta kalmaktı belki de onu yıpratan bu kadar ,duygularını bu kadar karmaşık hale getiren. İçinden çıkılması zor, sanki çözülmesi de bir o kadar kolayken, kendi kendini bu kadar zor hale getiren bu duyguları söküp atma kararının arifesindeydi ve sabahın köründe akşam birlikte olduğu adamı kollarından yavaşça süzüldü; ona şöyle son bir defa alıcı gözüyle baktı bu olabilir miydi acaba gerçekten aradığı ayaklarını yerden kesecek adam. Ve kabanını alıp çıktı dışarı sabah ayazında neredeyse boş İstanbul sokaklarında aklındaki karmaşık duygularla evinin yolunu tuttu. Yarı yolda bir durdu denize baktı şöyle deniz mavisi gözleriyle sanki güneşin doğuşuyla yeniden doğmuştu. Bir an “ben nerdeyim ne yapıyorum belki de bana mutluluk verecek adamı terk ediyorum “diye geri döndü üstünü çıkardı ve yatağa geri uzandı. Yolunu bulmuştu artık bu küçük kuş mutluluk buradaydı aslında ve o bu mutluluğu da elinin tersiyle itmeyecekti. Yeni romanlar yazılacaktı onun aşkı üzerine geçmişe bakıp ahhhh çekmek de neydi! Eee ne de olsa gidenler gitmişti onların yerini doldurmaktı amaç ve o da bu boşluğu doldurabilecek birini bulmuştu. Kalbinin ortasındaki delik kapanacaktı içinden geçen rüzgarın sürtünme gücünden etkilenmeyecekti artık,kalbi yanmayacak,karnı da ağrımayacaktı. Sana mutluluklar diliyorum küçük kuş umarım senin de kanatların kırılmaz…
SAYGILARIMLA

Friday, June 16, 2006

NE BIRAKIRSAK ARTIK


Duvarlar yıkıldı sınırlar kalktı ortadan, insanlar aslında gereksizliğinden emin oldukları tabuları konuşup yıkmaya başladılar tabu yok oldu sloganları, konuşarak çözmek aldı kavganın gürültünün yerini, bekaret sorunu,cinsiyet ayrımcılığı,gereksiz
aşklar, yağmalar, yıkımlar,akışlar,duruluşlar,dev dalgalarla gelen tsunami felaketi,uçak kazaları falan filan derken geldik bilmem kaç yaşına.
Çocuk olduk, ergen olduk, üniversite okuduk, iş güç sahibi olduk,yetişkin olduk yaşlılığa doğru giderken hayatımıza bir de aşk aldık. Aldık da iyi mi ettik bilmem ki yandık, kavrulduk, süründük, yıkıldık yeniden ayağa kalktık kimimiz evlendi(doğruluğu tartışılır) hayatının hatası olarak nitelendirdi bunu kimileri ise hayattaki en büyük şans olarak;kimimiz ise seçtik yine free yani bekar olmayı. Aslında öyle ya da böyle seçtik her birimiz bize en iyi gelen yolu aldık yükümüzü yürüyoruz ağır aksak adımlarla. Dolduruyoruz bize verilen hayat denen kredinin kullanımı farkında ya da farkında olmadan. Ve bir gün nihayete erdireceğimiz gün gelip de çattığında bu fani dünyada bıraktıklarımızla anılacağız .Bu belki bir yapı, belki bir eser,belki de bir çocuk olabilir ama ne olursa olsun bizden olsun biz olsun,biz koksun,biz gibi dursun dostlar bizi hatırlasın…
SAYGILARIMLA

Sunday, June 11, 2006

BİRŞEYLERE DAİR


Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapmalı
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını zamanın bir nehir, Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar,
Yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, Değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus"
dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli! Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Günesin doğusunu seyretmeli arada bir,seher yeli okşamalı saçlarını.Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yasamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü; hiç düşmemişsen,el vermezsin kimseye kalkması için,hiç Çaresizkalmamışsan,dermanıolamazsındertlerin;ağlamayıbilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için..
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın;hiçdeğilse,aynıhataları,aynıbahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi
bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı

Saturday, June 03, 2006

BANA GELDİ

ÇÜRÜK AHMET
Çürük Ahmet otuz iki avradı,
>>Kandırıp üst üste aldı boşadı,
>>Daha ilk celsede işi kavradı,
>>Hepsine bir sebep buldu boşadı.
Kırk kapıya dünür gitti nenesi,
>>Otuzunda avrat gördü sinesi,
>>Düşük çıktı Döne Kızı'n çenesi,
Dırdırdan usandı, yıldı boşadı.
>>
>>Neriman kör idi, Ayşe sağırdı,
>>Necmiye'nin eli biraz ağırdı,
>>Kezban geldiği gün ikiz doğurdu,
>>Bak şu işe dedi, güldü boşadı.
>>
>>Televizyon, radyo kendine kaldı,
>>Yatağı, yorganı Fadime aldı,
>>Sıra yerde duran halıya geldi,
>>Onu da ikiye böldü boşadı.
>>
>>Saymakla biter mi kafir'in suçu,
>>İmam nikahlıydı avradın üçü,
>>Sarılıp giderken Ayten'in göçü,
>>Ardından teneke çaldı boşadı.
>>
>>Hacıdan getirdi güzel Serap'ı
>>Veresiye aldı gidip şarabı,
>>Canından bezdirmek için arabı,
>>İçip içip eve geldi boşadı.
>>
>>Türlü derdi çeker iken Nezahat,
>>Üzerine kuma geldi Sebahat,
>>Üzülmedi öldü diye Nebahat,
>>İki rekat namaz kıldı boşadı.
>>
>>Bir şarkıcı kadın almıştı bardan,
>>Bütün köylü bıktı cazdan, gitardan,
>>Şikayet gelince Koca Muhtar'dan,
>>Babasına haber saldı boşadı.
>>
>>Avrupa'da geçti sekiz, on ayı,
>>Bir Alman kocadan aldı Helga'yı,
>>Ondan da kaçırdı Süleyman Dayı,
>>Elleri böğründe kaldı boşadı.
>>
>>Böyle evlat olmaz ben gibi erden,
>>Diyerek fırladı olduğu yerden,
>>Kopyalamış dedi komşu Ömer'den,
>>Hacer'in suçunu bildi boşadı.
>>
>>Nikah memurunun canına yetti,
>>İlçede evlenme cüzdanı bitti,
>>Beşini nikahsız idare etti,
>>Hepsini gönlünden sildi boşadı.
>>
>>Dokuz avrat daha aldı sırayı,
>>Rasim der ki, O da buldu belayı,
>>Boşayamaz denen Cadı Nuray'ı,
>>İnat için kendi öldü boşadı.

Tuesday, May 30, 2006

COMO ESTAS?



Hola yani hi yani hallo ya da tam tabiriyle yani bizim dilimizde merhaba. Yani anlayacağınız gibi isponyalca öğrenmeye başladım. Şu aralar kendim için yaptığım en iyi eylem denebilir. Türkten aldık ağzımızın payını döndük İspanyol asıllılara ya da Latinlere demek daha uygun olur herhalde. Yani olurda bir gün zorunlu olarak bulunduğum şu şehirden gidersem ki az kaldı son bir yıla girdim önümüzdeki yıl bugünler büyük bir heyacanla bekliyor olacağım önüme çıkacak yeni başlangıçlara ve kazıklara gebe günleri. Nereye mi gitmek istiyorum bana kalsa elbette memleketim İzmir amma velakin ne kadar mümkün bilemem,ya da en iyisi buralardan çok uzaklara gitmek olmalı yani gerçekten bulmak bir İtalyan,İspanyol ya da eskilere dönüp bakmak eskilere dönmeli o İngilize. Ya nasıl olsa kalmadı artık bir engel tamamen free olmuş durumdayım ne de olsa. Heyyyyy savunun ben geliyorum arkadaşlar yeni baştan başlamak için,yeni yokuşlar ve yeni mahvoluşlar için. Bu uzun süreç içinde emeği geçen ya da bir şekilde geçeçek olan herkese şimdiden teşekkürü bir borç bilirim.
SAYGILARIMLA

Monday, May 29, 2006

KARARTMA GÜNLERİ GEÇER GİDER


Ya ne oluyor çözemedim? Kızgın bir boğa gibi saldırdı bir anda. Sonra da insanca konuşmak oluverdi adı. Ya insan bi sorar nasılsın iyi misin? Öldün mü yaşıyor musun diye. Ha sonra dök içini ama önce görgülü ol dimi hani hep övündüğün ben böyleyim dediğin. Ya bu arada anlayamadığım çok önemli bir konuda var elbette o da niye bu kadar öfkeleniliyor. Ya çıkıp diyeceksin özlem ben seni hala seviyorum o yüzden dokunuyor bana diye ya da söylediğin gibi sevmiyorsan ki aksini düşünmem için bana bir sürü done verdin(bunu özellikle kullandım anlayana gitsin bu da) niye bu kadar sinirlendin ki. Ya noluyor hem ben sana bunu yapamazmışım niye sen hiç düşündün mü ki ben düşüneyim. Ve evet benim ki de bir kalpti,herkes hayatını yaşasınmış. Yaşanacak hayat mı buraktın ki bana bunu söyleyebiliyorsun hiç için acımadan. Ya uzun lafın kısası artık benim için üzülme çünkü ordan bile bi sürü dert açılabilir başıma korkuyorum artık,yıldım savaşmaktan,tutunduğum dalların elimde kalmasından,karşıma çıkanların pislik olmasından lütfen dehşet keyfim yerinde,kendimi mükemmel ötesi hissediyorum ve bunları yaşarken hayatımda bir erkekkkkkk yokkk yupppphyyyy. Ne kadar da güzelmiş oh be,gözyaşlarım artık içimde kalacaksınız ve sizi kendime saklıycam değmeyecekler için akmayacaksınız.Elifcim belki de sen haklısın akıllı beni bulmaz deli götümden ayrılmaz derken ama olsun nasılde söz “UÇMAYI SEVİYORSAN DÜŞMEYİ DE BİLECEKSİN,KORKARAK YAŞIYORSAN YALNIZCA HAYATI SEYREDECEKSİN” eeee peki biz korkuyor muyuz evet bağırdığını duyar gibiyim “HAYIR” diye.ne duruyoruz o zaman kanatlanıp uçalım düşelim yine canımız acısın bağıralım,bizi acıtanları biz de acıtalım. Herkes layığını bulur nasılsa

SAYGILARIMLA

Sunday, May 28, 2006

HAYALET OLCAKMIŞ BÖYLE İSTEDİ


Neyse nerden başlayacağınızı bilmediğiniz ama yazmanız beklenen kompozisyon sınavları vardır ya lise de işte bu öyle bir şey. Benden yazmam istendi ıkına sıkına yazdım gitti. Ne zormuş meğer sipariş üzerine yazmak demekten alıkoyamıyor insan kendini valla. Eeeee tamam kısa kes de yaz diyorsunuz ne anlatacaksan anlat bu kadar laf salatasına ne gerek var dediğinizi duyar gibi oldum ve evet hiç uzatmadan giriyorum konuya……..
Nasıl da ihtiyacım var aslında inanmaya,tutunup sarılıp yeni bir aşka bakabilmeye yeni en yeni umutlara. Kim mi vallahi ben de bilmiyorum. Adı Mert o da doğruysa eğer,bir gece nette çıktı karşıma. Kimdir? Nedir ?necidir,in midir?,cin midir?bilmiyorum o benim o nu hayalet sevgili olarak çağırmamı istiyor. Kim bilmiyorum ama takdire şayan bir sabrı var hala bana tahammülünü kaybetmedi. Ki ben ona etmediğimi bırakmadım,yine tık yok. Eeeeeee bükemediğin eli öpeceksin demişler ben de vazgeçtim onu yıldırma çabalarımdan baktım olmayacak çok kırıcı olmaya başladım bana göre değil. Bana kıyamayana ben hiç kıyamam ki. Özellikle bu akşam baktım bir yazı yazmış dayanamadım yüreğim cızzzz etti yapma kızım ya bırak kırma artık çocuğu dedim. Sen kazandın,artık daha ılımlı olma kararım vardır. Ve evet elbette bu arada bir de öğrenebilirsem kim olduğunu bir göresem rahatlıcam. Şüpheler zinciri kırılmış olacak,rahata ereceğim. Çık artık karşıma söylediğin gibi sen de kurtul ben de kurtulayım. Bana imkansız aşkım demişsin karşıma çıkmadan nereden bileceksin ki….. neyse uzun lafın kısası hangi cehennemdeysen çık karşıma dikil ben buyum işte de,yazdıklarını dile getir,bekliyorum. Ve bana bir daha aşık olabilir misin diye sormuştun ya neden olmasın hayat sürprizlerle dolu. Karaya vurmayacak bu gemi yeniden açılacak engin denizlere. Herkes üzerine düşeni alsın .
SAYGILARIMLA

Monday, May 15, 2006

HUZUR VE MUTLULUK


Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatciya büyük
bir ödül verecegini duyurdu. Yarismaya cok sayida sanatci katildı. Günlerce calistilar birbirinden güzel resimler yaptilar. Sonunda resimlerini saraya teslim ettiler. Kral tablolari bir bir inceledi. Yalnizca iki tablodan cok hoslandı. Ama birinciyi secmesi icin karar vermesi gerekiyordu. Resimlerden birisinde, sükunetli bir göl vardi. Göl bir ayna gibi etrafinda yükselen daglarin huzurlu görüntüsünü yansitiyordu. Üst tarafta pamuk beyazi bulutlar gökyüzünü süslüyordu. Resme kim baktiysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düsünüyordu. Diger resimde de daglar vardi. Ama engebeli ve ciplak daglar üst tarafta öfkeli gökyüzünden yagmur bosaliyor ve simsek cakiyordu. Dagin eteklerinde ise köpüklü bir selale cagildiyordu. Kisacasi resim hic de huzur dolu görünmüyordu. Fakat, kral resme bakinca selalenin ardinda kayaliklardaki bir catlaktan cikan mini minnacik bir calilik gördü. caliligin icerinde ise anne bir kusun ördügü bir kus yuvasi görünüyordu Sertce akan suyun orta yerinde anne kus yuvasini kuruyor... Harika bir huzur ve sükun. Peki ödülü kim kazandi dersiniz? Kral ikinci resmi secti. "Cünkü" dedi, "Huzur hicbir gürültünün,
sikintinin ya da zorlugun bulunmadigi yer demek degildir. Huzur; sıkıntılarin, dertlerin, sorunların icinde bile yüreginizin sükun bulabilmesidir. Huzurun gercek anlami budur." Mutlulugu yakalayabilen insanlar huzurlu olur. Mutlu olmayi bilmeyen insanlar hangi ortamlarda bulunurlarsa bulunsunlar bir türlü huzurlu olamazlar. Mutlu ve huzurlu olacagimiz günleri beklemeyelim. Huzuru ve mutlulugu yakalamak icin hizli adımlarla yürüyelim, hatta kosalim. Huzur da bizim elimizde, mutluluk da...


Bu yazıyı okuduğumda hissettiklerimi düşündüm ve belki sizi de etkiler diye koydum. Umarım beğenirsiniz. Huzur aslında elimizin altında mutluluk da bulup kullanmasını bilmek yeterli. Çok sevdiğm için mi bilinmez bir zamanlar tam bulmuştum derken düştüğüm karanlık nokta ve yine aydınlık. Anlayana anlatabildiğim kadarıyla……


Thursday, May 04, 2006

NİYET/KISMET


Minik farenin öyküsü
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.Kendi kendine"İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü.Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı."Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var !" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:"Zavallı farecik... Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve,"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpındı.Domuz anlayışla karşıladı ama,"Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok.Dualarımda olacağından emin ol" dedi.Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve,"Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi.İnek;"Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi.Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu.Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti.Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir,çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti.Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için Çiftçi ineği mezbahaya yolladı.Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise hepimizin aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım.Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız.

Tuesday, May 02, 2006

ZAMAN


Çok zaman önceydi.... O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı birşey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi,Diğer parcasına bugün,öteki parçasına da yarın.Sonra fesat karıştı zamana Ve insan bugünü unuttu.Dünü düsünüp pişman oldu,Yarını düşünüp telaşlandı;ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor,dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına,diğer eliyle düne yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan.Ve ne gariptir ki yarının telaşı da,dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
Can Dündar

BURADAYIM HALA


Yeterr artık sessizliğimi bozuyorum. Eeeee ne mi yapacağım tekrar yazmaya başlayacağım ne de olsa her gün bana yatırılmış olan saniyeleri tüketiyorum hayat denilen karmaşadan. Sonuç ne hiç. Niye mi bugün bilmem uzun zaman sonra dinlediğim ve beni bana getiren şarkı belki ama nedensizce yazıyorum işte. Yonca Lodi ‘Sana Bir Şey Olmasın’doğru be bana bişey olmasın daha neler yazacağım,ne aşklar yaşayacağım,ne maceralar geçecek başımdan,ne yalanlar dinliycem,ne kazıklar yiyeceğim daha dimi ama. Şimdi durup pes etmek olmaz,havluyu atamam henüz yere başkalrı mutlu olsun diye. Üzgünüm ama yine ayaktayım;çünkü güzel olan ne biliyor musunuz düştükten sonra üstünü silkeleyip daha sağlam adımlarla ilerlemek. Sizi seviyorum bana kötülük yapıp hayatımı karartanlar;çünkü sayenizde hayatın ne kadar şerefsizlerle dolu olduğunu gördüm. Benim sizin gibi işe yaramaz pisliklere de ihtiyacım varmış demek ki karşıma çıkıp hayatıma girdiniz,boşuna değildir heralde bu çekilenler. Ama çok mutluyum hepinizi tarihe gömdüm bütün acı hatıralarım gibi. Yeni bir hayat ve yeni başlangıçlar için yeniden merhaba dedim ve sonsuza dek elveda hüzün.

Sunday, March 26, 2006

TÜRKÇEMİZ


Türk Dil Kurumu Türkce karşılık önerilerinin kullanildigi bir yazi,
"Niloscugum,
Dinlencemiz (TATIL) çok heyecanli basladi sekerim. Biliyorsun, uçakta her zaman hesapli orunda (ECONOMY CLASS) seyahat ederim. Ama yer kalmadigi için bizi birinci oruna (FIRST CLASS) oturttular.
Çok keyifliydi ama bir burgaç (TÜRBÜLANS) bizi korkuttu, neyse. Tatilköyünün dalaninda (LOBI) bizi çalisanlar karsiladi. Karnimiz aç diye hemen seçal lokantada (SELF SERVIS) kusluk yemegine (BRUNCH) davet ettiler.
Hayri tatbilir (GURME) geçinir ya... yemekaltilari (ORDÖVR) begenmedi, illa seçmeli yemek (ALAKART) yiyelim diye tutturdu. Bu sefer de bezentileri (GARNITÜR) yetersiz buldu. Çocuklarin karni o kadar acikmisti ki, Hayri Bey garsonlarla kavga ederken, biz bir ayaküstü (FAST FOOD) bulup atistirdik.
Yemekten sonra giris islemlerini (CHECK IN) yaptirmak üzere önbüroya (FRONT OFFICE) gittik. Bir hafta öncesinden bankaya yatirdigimiz öndelik (AVANS) yeterli degilmis. Geçen sezondan beri para siskinligi (ENFLASYON) ederleri (FIYAT) çok arttirmis. Neyse, bankanin genel agindan (INTERNET) Istanbul'daki subenin belgegeçer (FAKS) numarasini bulduk, Hayri'nin kimliginin bir tipki çekimini (FOTOKOPI) belgegeçerle (FAKS) gönderdik.
Hesaba para aktardilar da, odamiza yerlesebildik. Ancak bu olaylar Hayri'yi çok sinirlendirdi, rahatsizlandi birden. Bir taksiyle en yakin hastaneye götürdük. Doktorlar hizli bir tam bakim (CHECK UP) yaptilar.
Midesindeki yanmadan süphelenerek bir de içgörünümle (ENDOSKOPI) yansilanim (ULTRASON) istediler. Allah'tan önemli bir sey çikmadi. Neyse, simdi keyfimiz yerinde. Sana günümüzün nasil geçtigini anlatayim:
Sabah kalkinca ben inçyk (STEP) yapiyorum, Hayri ise kosmaca (JOGGING). Bütün yerleskeyi (KAMPÜS) turluyor. Sonra birlikte buharli hamama (SAUNA)gidiyoruz. Bir de ovucu (MASÖR) var ki, bütün kadinlarin mini putu (IDOL), büyüleyici özellik (KARIZMA) yerinde. Bu arada çocuklar da spor yapiyorlar:
Melisa tüylü top (BEDMINGTON) oynuyor, Burak zip zip atlama (BUNGIE JUMPING) denilen çilginliga takti. Çift uçurvur (GALIBA BALTRAP) yahut kaymalik (PATEN) da yapiyor. Aksam hep birlikte canlandirma (ANIMASYON) seyretmeye gidiyoruz. Çok iyi çene yaristirmalar (TALK SHOW) oluyor, ünlü teker çalarcilar (DJ) geliyor. Geçen gün de Mehmet Ali Erbil buradaydi, yaninda yürütücüsü (MENAJER) Stelyo Pipis ile. Güzel bir sözçatar (STAND UP) yapti, büyük dalgalandirma (SANSASYON) oldu.Sonra, Erbil seslikçi (VOKALIST) bir kizla uzun uzun sohbet edince, bir sürü düsüntüler (SPEKÜLASYON) yapildi, olay fotoculara (PAPARAZZI) gün dogdu.Pazar aksami altin saatte (PRIME TIME),gerçeklemeyi (REALITY SHOW) birak da burada çekilen görüm
setmeyi (KLIP) izle.
Bak bakalim çikmalikta (PODYUM) beni görebilecek misin, canlandiricilarin (ANIMATÖR) arasinda.Sakin geçgeçleme (ZAPPING), otur seyret.) Haydi simdi bye, kumarhaneye gidip biraz para harcayalim, yakisikli kumar ebesinin (KRUPIYE) karsisina oturup. Sonra da kafayi vurup uyuyalim gerçi estireçe (VANTILATÖR) ragmen oda çok sicak oluyor ama.)

Opuldun



HAYALLERİM VE SEN


Hayallerim vardı bu şehre ilk gelirken. Yeni bir başlangıç yeni bir yaşam seriliyordu ayaklarımı önüne belki de. Yol uzun ve yorucuydu,yol boyu içimde ailemden ayrılacak olmanın hüznü,ve bir o kadar da yeni hayatımda karşıma çıkacak zorlukların endişesi vardı. Dere tepe düz derken,kıvrımlı dağların eteklerinden dinamit sesleri eşliğinde vardık Artvin’e. Şehrin girişinde içimdeki heyecan tamamen sönmüş yerini karamsarlık almıştı. Evet dedim yeni bir başlangıç için biçilmiş kaftan bu şehir ve salıverdim ilk gözyaşlarımı yol boyu tuttuğum,yapacak bir şey yok kadere razı geldim aldım çantamı çıktım odama.ilk birkaç gün indirmedim valizlerimi baktım olmayacak indirdim. Yeni yuvamdı burası artık. Annemle babamı gönderdiğim akşam ki kadar kendimi kötü hissetmemiştim hiç geldiğimden beri. Yalnız,kimsesiz ve öksüz bir çocuk gibi kalakalmıştım o soğuk odada. Yalvardım tanrı ya günlerce hayatımı güzel kılsın diye. Ve bir gün…

Biri aşk bir diğeri mutluluk arıyordu. Bir raslantı sonucu tarih 7 Mart 2005 geç bir saatte çaldı her ikisininde kapısını istedikleri. Nereden bilecekti ki o gece sırtında gitarı ve mavi eşofmanıyla kapıyı çalan gence o gece değil de bir sonraki gün aşık olacağını. Tanışılıverildi bir anda film,müzik,yemek derken sohbet koyulaştı,telefonlar alınıp verildi belki de yoktu her ikisinin de aklında aradıkları şeyi birbirlerinde bulacakları. Aradan bir hafta geçmişti ki o çiçekle atılıverdi bu aşkın tohumları. Teşekkür için açılan o telefon aralarında bir köprü oluşturacağını bilemezlerdi ki. Derken konuşmalar başladı saatler süren,paylaşımlar,ilk randevu,ilk öpücük derken gelindi bu günlere.
Şimdilerde mi nasıl? Son sürat devam ediyor ama en büyük problemleri mesafe ve yanlış anlaşılma. Özlem büyük dert, vuslat için atılan her adım daha bir heyecanlı. Büyük ve tutkulu bir aşk ve bir o kadar da fırtınalı tabi ki. Şimdi başa dönersek eğer hayallerim oldun,aşkım vazgeçilmezim,keçi tırnağım,var oluş sebebim,terapistim,mutluluk kaynağım….
SENİ SEVİYORUM

Thursday, March 23, 2006

BİŞEYLERE DAİR


Fırtınalı akşamların sabahı dingin olur ya. Kudurmuş olan deniz durulur,sakinleşir,rüzgar bir daha ki sefere güç toplamak için çekilir kabuğuna ve insanlar yavaş yavaş uzatmaya başlarlar kafalarını dışarıya ne olup bittiğini anlamak için. Sonra kendi aralarında konuşmalar başlar akşam olan bitenden. Çoğunun korkusu hala yüzünde asılı kalmıştır,belli etmemeye çalışılır; ama nafile gözler verir insanı ele. Bu tür fırtınaların farkında olmayan çocuklar aynı dün yaptıkları gibi devam ederler oyunlara,mutlu yüz ifadesiyle anlamak için etrafa bakarlar kargaşanın sebebini,çok umursamazlar ne de olsa oyun devam ediyordur çünkü.
Ben böyle fırtına sonrası zamanlarda çocuk olmak istediğimi fark ediyorum. Tek sorunumun oyuncaklarımın ya da oynayacak olduğum oyunlar olmasını.
Çok fazla değil bundan bir yıl önce ayak bastım yetişkinlerin dünyasına uyarılmıştım ve ben gerçekten hiç ama hiç sevmedim. Bu dünya gülmüyor bana bi türlü ya da ben gülmesine izin vermiyorum. Saplantılı olduğumu falan düşünmeye başladım bağlandığım şeylere neden hala bu kadar sıkı sıkı tutunduğumu anlayamıyorum,ah şu kalbim beni çok zor durumlara sokuyor. Kimseye diyecek lafım yok hata bende insanlara bu kadar değer vermek niye bilmem ki onlar bana bu kadar değer vermezlerken.Ve bilirim ki her fırtına sonrası yeni bir toplanma dönemidir insan hayatında. Ha gayret kalbim daha neler atlatacağız belki de ve biz hep galip geleceğiz fırtınalar değil.

Wednesday, March 22, 2006

BENCE KALABİLMEK


Kendin gibi olabilmek,davranabilmek güzel şeydir kardeşim. Belirsizlik ve riyakarlık dolu hayatlar hiç bana göre olmadı olamazda. Hep net yaşamayı sevdim. Seviyorsam seviyorum dedim sevmiyorsam sevmiyorum olarak kaldı. İnsanlara şirin ya da sıcak kanlı görünmek için yalakalık yapmadım hiç hep eleştirildim. Duygularımla ve kalbimle hareket ettim ona inandım incindim defalarca yıkıldım ama yine toparladım,dik kalmak için çok direndim başarabildiğim kadarıyla yetindim. Aç gözlülük yapmadım sadece hakkımı istedim yanlış anlaşıldım. Yapmadığım şeylerden sorumlu tutuldum er geç kendimi akladım. Hayat bir karmaşaydı belki çoğu zaman,çok bilinmeyenli denklemler bütünüydü ve ben soru çözmeyi öğrendim ne olup bittiğini anlamak için.
Çok değer verdim ama o kadar değerli olamadım kimilerinin gözünde. Bana davranılmasını ummuduğum şekiller hep şımarıklıkla ve doyumsuzlukla atfedildi. Güldüm çoğu zaman söylenenlere aslında tam tersiydi bu gülüşler içime akan gözyaşının dışa ters vurumuydu samimiyetsizlikle suçlandım. Kendim oldum yaranamadım,başka şekle mi bürüneydim kii göze girebileydim. Sıra buna mı geldi yani kendimden mi vazgeçmeliyim bana değer verilsin diye. E peki o zaman bana mı olacak yapılanlar yoksa sahte benliğime mi. Çıkamadım ben bu işin içinden. Can acıtmak değil ki maksat.

Sunday, March 19, 2006

TERSTEN YAŞAMAK

Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir. Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha guzel hatta mukemmel olurdu. Nasil mi ?Camide uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içerisinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir maas, hazir ev...Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.Sagliginiz gittikge düzeliyor.Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz.Herkes karsinizda elpence divan...Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor...Gittikce zayifliyor forma giriyorsunuz...Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor...Derken birgün patron size artik üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya cikmis, "fazla çalistin" diyor "artik evedön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."Keyfe bakar misiniz ?Okudugunuz dersler gittikge kolaylasiyor, Ekmek elden su gölden bir dönem basliyor.Partiler, diskotekler, kizlarin sayisi artiyor.
Derken anne ve babaniz sizi goturup getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor.Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.Beslenmek icin agzinizi agmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sicacik yumusacik ! Gurultusuz ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.Kuçuluyor, kuçuluyor, ufacik bir hucre halini aliyorsunuz.Veee gunun birinde muthis keyifli bir gece ile hayatiniz bitiyor....

KIYMETİNİ BİLİN


Nazım Hikmet Abidin Dino’ya mutluluğun resmini yapabilir misin diye sormuş,Abidin Dino ise cevabını bu resimle vermiş. Valla fazlasını aramayın çarpılırsınız. Dimyata pirince giderkan evdeki bulgurdan olursunuz. Mevcut mutluluğunuzu koruyun.sarılın sevdiğinize sıkı sıkı anı yaşayın. Unutun kötülükleri kaç gün varsınız dünyada,bakın keyfinize. Tutunun hayata pes etmeyin;unutmayın ki güçlü kalabilen kazanacak.
Saygılarımla

Saturday, March 18, 2006

SATIR ARALARI


Satır arasında buluşan duygular ;
Sevgi ve nefret,
Aşk ve kin,
Korku ve umut,
Sen ve diğerleri,

Satır arasında buluşur duygular. Öyle beklediğin zaman yayından çıkmış ok gibi fırlamaz karşına .
arasında bulursun onları,Satır
Ayrıntılarda,
gizli kalmış anılarda,
yaşantılarda çıkıverir karşına.
O duygular, aradığında çıkıvermez karşına.
DUYGULAR SONUÇ DEĞİLDİR. SONUÇ OLSAYDI EĞER EN UMUTSUZ ANLARDA HEYECAN, EN MUTLU ANLARDA KORKU , YANI BAŞIMIZDA BİTİVERMEZDİ.
Duygular satır arasında saklı.
Büyük harfin yanındaki,
Hani o başlığın altındaki,
Hani son yazısının hemen öncesindeki duygular.
Çağın insanının amacı hazine avcısı olmak değil .Sarraflık bizim ki.
Tozlu sayfalar arsındadır en demlenmiş anılar.
DÜŞTÜĞÜN ANIN İÇİNDEDİR YÜKSELİŞİN ,KONUŞTUĞUN ANIN İÇİNDEDİR GEÇMİŞİN GELECEĞİN.
Birde tutturuverirsen anını sözlerinin ,hani dua niyetine geçiverirse, işte satır arasındadır yakalamak istediğin.

Bakınca yakalarım zannedersen ,bakmakla yakalanacak kadar basit değil.Hazine bulmak gibi maharet gerektiren bir işte değil.
O duygular ;ne arayı açınca aydınlanıverir,ne de alan daralınca saklanıverir.Yürek genişliğindedir.GENİŞLEYİNCE YÜREK,DUYGULAR DİLE GELİR.Anı doyasıya yaşatıverir.
Satır arası duygular,
Satır arası hayat.
Noktası virgülü sizden,Paragrafı bazen kendinden.Geçmiş v ara sı, bazen BAŞARI. yakalanıveren bir duygu , bir sonuç e gelecek olmaktan çıkarılmalıdır


Thursday, March 16, 2006

ÇARESİZ


Hastalıklar çok koyar insana yalnızsanız eğer. Bir ilgi,bir telefon,hal hatır sorulmasını beklersiniz. Özellikle de çok yakınlarınızdan. Sabaha kadar hastane köşelerindesinizdir sizi konu komşu götürür ama en sevdiğiniz bunu belki saatler sonra öğrenir. Bu ilgisizlik midir acaba imkansızlık mı?Hadi gece imkansızlık peki ya gündüzler. Uyku tercih konusudur. Siz yine üzgün ve gözünüz telefonda kalırsınız. En son merak edilme saatinin üzerinden on iki saat geçmiştir ama bunu siz bilirsiniz karşınızda ki değil. Neyse ya da her neyse canı sağolsun herkesin.
Oysa ki ne güzeldir dimi yanınızda gözlerinizin içine bakan birinin olması her ne kadar kötü bir hasta bakıcı olsa da. İşte bu sözün bitip gözlerin konuştuğu dakikalar çok önemli yer işgal eder insan yaşamında çünkü herkes ilgi ve alaka bekler zor zamanlarda.
Saygılarımla

AYRILIK


Olan kime olur gidene mi kalana mı? Aslında olan tek bir kişiye olur,yaşanmışlıkların kaldığı kişiye yani. Ne derseniz deyin ayrılık zor ama hafifletmek için ruhsuzlaşmak gerekmiyor. Unutmayın ki karşınızdaki çok daha fazla üzülüyor bu gibi durumlarda. Kapyı vurup elindeki fırlatmak (ki bu size hazırlanmış bir yolluk olabilir) ta can yakıyor bir o kadar. Ama anlat anlatablirsen. Ya da boşver gitsin yeşile binen yolu yarıladı,kominikasyonsuzluk eylemiyle gider giden. Hayırlı yolculuklardır artık ona sana ise yaşanmışlıkları toplarken akıttığın gözyaşları,verilemeyen sözlerin buruk acısı kalır. Yine anlatamamışsındır derdini ve yine anlamadan gitmiştir seni. Bir tercih vardır hep uykudan yana katlanırsın razı gelirsin kaderine ağlarsın kendi kendine (gelinmez o baktığın kapılardan)için acır ses çıkaramazsın yutkunursun ama olsun İtalyanca aşk başkadır.

BAHAR


Bahar, yalvaririm çek git isine!..
Salma üstüme çiçeklerini,
...aklimi çelme!..
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyaniyor bahçemde; sonra
günesle oynasip tütsülenmis gibi bugulaniyor.
Ne zaman sokaga çiksam badem agaçlari salkim saçak çiçek...
Kavaklar kipir kipir, islik isliga meltem...
Kirda dayanilmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çesit börtü
böcek...
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme...!

* * *

Zaten damarlarima zor zaptediyorum kanimi...
Çoktan cemreler düsmüs beynime, yüregime...
Kalbimin buzlari erimis.
Gögüs kafesimde ne idügü belirsiz bir kipirtiyla geziyorum
nicedir...
Bir de sen çildirtma beni...
Krizdeyim ben... tembelligin sirasi degil, uyamam sana...
Al git serçelerini sabahlarimdan, çaglalarina, kokularina hakim
ol.

Meltemlerine söyle, deli gibi islik çalip sokaga çagirmasinlar
beni...
Bulutlarin üsüsmesin basima...
Girme kanima benim...
.yoldan çikarma...!

* * *

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
afrodizyaklarin en etkilisi,
Sevdanin suç ortagisin.
Kiyma bana...!
Biliyorum çünkü, yine kandirip yesillendireceksin aska; gövdemi
azdirip sonra birden çekip gideceksin.
Tam kanim kaynamisken sana, toplayip allarini morlarini, beni
bir
kurakligin ortasinda terk edeceksin...
O iple çektigim isigin, dayanilmaz olacak o zaman...
Ne o delismen sabahlar kalacak, ne günaha çagiran çapkin
eteklerin
uçustugu günbatimlari...
Tembel kuslarin sakimaktan bitap, ebruli çiçeklerin
kokmaktan...
Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarinda...
Yeserttigin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak
ruhumuz...
Hayat, bir ezik otlar diyarina dönüsecek yeniden... yüregim
viraneye...
Her bahar sarhoslugu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
Ebedi bahar, bir baska bahara kalacak.

* * *

Iyisi mi, hiç azdirma ruhumu bahar...
Is açma basima...
Git isine!
Yoldan çikarma beni!..
Sevgili Can Dündar tanışmıyor muyuz acaba bir yelerden ben bir bahar günü tutuldum aşka ne gitmek biliyor ne tükenmek. Bence de bahar azdırır ruhları

YENİDEN


Yeniden selam olsun. İsim değişti ama kişilik aynı. Artık buradan takip edersiniz (eğer varsa bi kaç kişi )yardım sözü veripte tutan herkese teşekkürler.
Ben geldim umarım hoş gelmişimdir……..